Kaydet
a- | +A

Öfkenin baldan daha tatlı olduğunu biliyoruz. Beklemediğimiz ya da hoşlanmadığımız bir davranışla karşılaştığımızda hepimiz sinirleniriz. Bu tatsız özellik pek çok zaman bizi zor duruma düşürür. Kızaran bir yüz, kabaran boyun damarları, yükselen ses ve kontrolden çıkan sözcükler... Hoş değil. Haklı da olsak haksız da, gerçekten hiç hoş değil. Aslında bu satırları yazacak son kişi ben olmalıyım. Çünkü en kötü taraflarımdan bir tanesidir öfkemi kontrol edememek. Bir anda kan beynime sıçrar ve ondan sonra yaşananlar anlatılacak gibi olmaz. Ama bunu övünerek söylemiyorum. Tam tersine çok sıkılıyorum. İngiliz asil sınıfının en çok takdir ettiğim özelliğidir sükunetleri. Hazmedilmesi güç bir olayla bile karşılaşsalar renk vermezler. Ağır sözcükleri kamufle ederler cümlelerin içinde. Muhatapları ancak bir kaç dakika geçtikten sonra anlar hakarete uğradığını. Bir de klasik bir soylu tavrı vardır biliyorsunuz. Eğer dövüşmeyi gerektirecek kadar önemli bir vaka ise yaşanan, sadece eldivenlerini çıkartırlar ellerinden ve onunla şöyle bir dokunurlar. Asla ten teması yaşamazlar. Tabii bu kadarı biraz abartı. Çünkü bu soğukluğu uzattığınızda kibire yaklaşma tehlikesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu konunun Sağlık Bakanı sayın Osman Durmuş''un yaşadığı olaydan çıktığını anlamışsınızdır. Cuma sabahı gazeteleri açtığımda karşılaştığım haber beni üzdü. Olayı tekrar etmemde mana yok. Zaten neredeyse sağır sultan bile duydu. Kim haklıydı kim değil tartışmasına da katılmak istemiyorum. Çünkü bence hiçbir kavgada bir tane haklı ya da tersi olmaz. Bu bir elektrik ve birikim meselesidir. Suyun kaynamaya başlaması gibi fokurdar ve olay çıkar. Sıkıntı, millete örnek olmakla yükümlü makam sahiplerinin kamuoyu önünde kavga etmiş olmalarında. Basın mensupları ve hastane personelinin şahit olması yetmezmiş gibi bir de tüm ülke haberdar oldu işin kötüsü. Tabii bu satırlardan "kimse görmeden kavga etmek uygundur" tipinde bir sonuç çıkartmanızı istemem. Doğrusu, bu tip gerginliklerin hiç yaşanmaması. Kullanılmış olan üslup da düşündürücü. Onca yıllık bir kariyeri olan bir başhekime "terbiyesiz herif" diye hitap edilmiş olması üzücü. Bundan sonra çeşitli hastanelerde personelin başhekimleri terslemesi artık daha olası. Çünkü böyle davranılabileceğini televizyonda izlediler. Haydi bu gerginlikleri de sıcaklara bağlayalım. En son numaramız bu çünkü. Gerçi bunun tıbbi dayanağı var. Fazla sıcak sinir gerginliğine yol açıyor. Bu yüzden çok dikkatli olmak zorundayız. Yoksa sokaklarda önüne gelen kavgaya tutuşursa işimiz iş. O gün, orada yaşananlardan sonra ne oldu peki? Polemik sürdü. Dillere pelesenk olundu. Her kafadan bir ses çıktı. Sayın Bakan bir kaç gün istirahat etmeyi tercih etti, başhekim ise istifa yolunu seçti. "Karşılarsın, karşılamam" derken bir insanın onca yıllık emeği boşa gitti.

Rahmetli anneannem "keskin sirke küpüne zarar verir" derdi. Ne kadar doğru. Benim de başıma kaç kez geldi. Bir anlık öfkeyi yenemediğim için, o duygu benim kişiliğimden daha güçlü olduğunu ispat ettiği için kaç kez kapıları çarpıp çıktım. Neye yaradı ki? Koskocaman bir hiç. İnsanlar sonuca bakıyorlar çünkü. Yol boyunca kaç tane fırtına atlattığınızla değil, gemiyi geri getirip getirmediğinizle ilgileniyorlar. O yüzden biraz sakin olmaya çalışmak lazım. Bu, her iki taraf ve herkes, hepimiz için bir tavsiye. Genel anlamda karşımızdaki insanlara daha hoşgörülü, daha şefkatli yaklaşabilirsek sonuç alabiliriz. Tabii uzaktan bakıp ahkâm kesmek kolay. Marifet, bunu kendimde uygulayabilmekte. Bakalım becerebilecek miyim? Bakalım millet olarak becerebilecek miyiz?

Sözün Özü Savaşın başlıca kaynağı korkudur.

Levha Yaşlanmadan akıllanmak olabilecek en büyük servettir.