Kaydet
a- | +A

İnternete bayılıyorum. Canım sıkkın bile olsa bilgisayarın başına oturduğumda neşeleniyorum. Yüzyılın buluşlarından birisi olan internet teknolojisini zaten artık herkes kullanıyor. Geçenlerde nezih bir lokantada yemek yiyordum. Yan masada aşağı yukarı sekiz kişiden oluşan bir grup vardı. Hepsi bayandı. Anladığım kadarıyla bir arkadaş toplantısı gibi bir şeydi. Yalnız oluşum ve masalarımızın yakınlığı konuşulanlara dikkat etmeme yol açtı. Şehrin ünlü ve sosyetik hastanelerinden birisine çok yakında bulunuyorduk. Ve bu hanımların büyük bir bölümü o hastanede doktor veya yönetici olarak çalışıyordu. Arada sırada eşlerinden söz ettiklerinde onların da tıp dalında çalıştıkları ortaya çıkıyordu. Neyse. Uzun sözün kısası her şey o bildiğimiz eski bayan toplantılarından farklıydı. Çalışan kadınlar özellikle de insan sağlığı gibi son derecede önemli bir dalda çalışan kadınlar hemcinsleriyle birlikte olma ihtiyaçlarını günün imkan ve koşullarına uygun biçimde organize etmişlerdi.

Söz döndü dolaştı internete geldi. Hepsi de konuyla yakından ilgiliydi. Meslekleri hakkındaki yeni gelişmeleri takip ettikleri gibi arkadaşlarıyla da bu yolu kullanarak görüşüyorlardı. Hatta aralarında web sitesi hazırlayanlar bile vardı. Açıkçası çok hoşuma gitti.

Kafası ve kendisi çalışan, topluma faydalı olan bu bayanlara takdirle ve özenerek baktım. Ellerinde telefon, akşama kadar konuşacaklarına üretiyorlardı. Teknolojiyi korkmadan kullanıyorlar, "bizden geçti artık" mantığına sığınmıyorlardı. İşte genç Türkiye''nin kadını böyle olmalı. Bundan birkaç gün sonra tamamiyle başka bir ortamda bulundum. Yine bayanlarla birlikteydik. Ve yine çoğu çalışan ve ekonomik özgürlüğünü elde etmiş kişilerdi. Konu bu sefer bilgisayar dünyası değil hayattı. Arkadaşlarımın hepsi evli ve bir kısmı çocuk sahibi olmuş insanlar. Dışarıdan bakıldığında örnek gösterilebilecek tablolar çiziyorlar. Ben de o gün dertleşene dek onları yaşayan en mutlu çiftler olarak algılıyordum.

Ne yazık ki değilmiş. Gerçi benimki de tuhaf bir yanılgı. Hiç dertsiz insan olur mu? Ama ne yapayım, bazen bazı örnekleri kusursuz olarak beynime yerleştiriyorum ki benim için hedef oluştursunlar. Sohbet ilerleyip içini dökme şekline döndüğünde görülen oydu ki bu kadınların tümü hayattan korkuyor. Kimi eşinin kendisini başka kadınlarla aldattığını biliyor ama sesini çıkartamıyor, kimi kocasının şiddete başvurmasına sabrediyor. Bazılarıysa sınırı çoktan aşmış kıskançlık gösterilerine katlanıyor. Her zaman söylüyorum, seven insan kıskanır. Ama bunun bir ölçüsü vardır. Karşınızdaki insanı inciterek, kalbini kırarak olmaz bu iş. İşte bahsettiğim örnekler kendilerinden geçmiş vakalar. Ve başta da söylediğim gibi dışarıdan bakıldığında hissetmek mümkün değil gerçekleri. O gün yürekten üzüldüm. Açıkçası anlayamadım da. Evlilik kurumu saygı duyulacak ve sürdürmek için elden geldiğince uğrunda savaşılacak bir olgu. Ama kişiler onurlarını ve hatta sağlıklarını kaybediyorlarsa o zaman oturup samimiyetle gerçeklerle yüzleşmek gerekir. İki örneği karşılaştırınca ibre oynayıp duruyor. Tabii ilk örnekteki kadınların özel hayatlarıyla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Belki onların arsında da bu tip problemlerle boğuşanlar vardır. İki bin yılındayız. Kendimizi, ailemizi ve dünya üzerinde kapladığımız hacmi iyi düşünmeliyiz. Mümkün olabildiğince mutlu olmak olmalı hedefimiz. Madem tuşlara basarak dünyayı dolaşabiliyoruz o zaman kalbimizi dinleyerek içinde bulunduğumuz şartları sevimli hale getirebiliriz. Bunu yapabiliriz!

Sözün Özü En kısa yol bilinen yoldur.

L E V H A Söyleme sırrını dostuna, o da söyler dostuna