Hazır depreme kafayı takmışken bir de Pazar gecesi Kanal D''de yayınlanan Deprem Özel programını seyretmek beni tam gerdi. Uzmanlar adeta insanları uyarmak için çırpınıyorlar. İşin tatsız tarafı Türkiye''nin yüzde doksan sekizlik bölümünün deprem kuşağında oluşu. Yani kaçacak delik yok. Koskoca Türkiye nüfusunu yüzde ikiye sıkıştıramayacağınıza göre ancak var olan sistemde düzeltmelere gidebilirsiniz.
Onu da kimin, ne zaman, nasıl yapacağı belli değil. Üniversite yetkilileri birbirlerine girmeyi sürdürürken idari makamlar yumurtanın kapıya dayanmasını bekliyorlar. Her zamanki Türkiye, değişen bir şey yok. Pazar gecesi ve televizyon deyince aklıma bir kaç olay geliyor. Birincisi Arto isimli şarkıcının vurulması, ikincisi ise Nedim Saban''ın programında tartışılan "kim şarkıcıdır, kim değil" tartışması. Arto! Hayatımıza bir anda giriveren ve şöhreti nasıl yakaladığını benim takip edemediğim insan. Onu ancak kaçamadığım magazin programlarından tanıyorum. Çalıştığı yerlere gidip dinlemek gibi bir fikrim hiç olmadı. Ama haberlerden anladığım kadarıyla biraz sivri dilli bir kişi.
Ülkemizde ne yazık ki bazı suçların çerçevesi tam çizilmemiş. Buna her türlü tacizi katabilirsiniz. İş yerinde tacizden tutun da sokakta sözle tacize kadar geniş bir yelpazede incelenebilecek olan bu suçlar, suçtan sayılmıyor. Bir kaç tane aklı evvel çıkıp "ne var ki bunda" deyince konu kapanıp gidiyor. Arto ile tacizin ne alakası olduğunu düşünenlere cevap verebilirim.
Bana göre, onun diğer ünlüler ile ilgili harcadığı sözlerin tümü tacizdir. Buna karşılık aldığı cevaplar da öyle. Bu insanlar sırf gündemde kalabilmek için durmadan birilerine hakaret edip aynı şekilde cevap almayı adeta yaşam biçimi haline getirmişler. Bunu bir çeşit avantaj olarak değerlendiriyorlar. Halbuki neresinden baksanız gereksiz ve rahatsız edici. Hep izleyenlere kızıyoruz ama bir yandan da yapanlara kızmak lazım. Sanatçı diye toplumun huzuruna çıkan insanların biraz daha kültür çıtasını yükseltmeye çalışmalarını beklemek bizim hakkımız. Su testisi su yolunda kırılırmış. Böyle yaşayan ve böyle bir üslupla konuşan kişilerin başına bazen bu tip olaylar gelebiliyor. Hakareti avantaj sananlar vurulmayı da iş kazası olarak yorumlarlar herhalde. Bu satırlardan olayı onayladığım sonucunu çıkartmayın lütfen. Kızınca silaha sarılmak ve kendi yöntemleriyle ceza verebileceğini sanmak ancak tam gelişmemiş zekaların baş vuracağı bir yöntemdir. Onaylanması mümkün değildir ve suç aslında topluma karşı da işlenmiştir. Diğer programa gelince... Nedim Saban ilgi çekmesini biliyor. Ayda en az bir tane ekstrem konu yakalıyor. Seçtiği konuklar ise bir başka alem. Pazar gecesi kimin şarkıcı olabileceğini araştırdılar kendi aralarında. Programı izlerken müzikle ilgili bir iş dalında çalışmadığım için nasıl sevindiğimi anlatamam. Yanılıp da yetenek sahibi olsam, bir de işi uzatıp konservatuara gitsem, bu uğurda yıllarımı harcayıp dirsek çürütmüş olsam oturup ağlamam gerekecekti. Bunların hiçbirisini yapmadığım için programı gülerek izleyebildim.
Bu ülkede sanat ne kadar kolay gözüküyor insanlara. Sanatçı ile zanaatkârı ayırmak kimsenin aklına gelmiyor. Bir tanesi mankenmiş. Birileri de kadroya güzel kız arıyorlarmış. Tutmuşlar kıza şarkıcılık teklif etmişler. O da kabul etmiş ve şarkıcı olmuş! Evet, bu kadar basit. Bütün bunları gönül rahatlığı ile anlatabiliyorlar. Sözlerinin havada kaldığını fark edince hemen bir tek silaha yapışıyorlar.
"Herkes böyle yapıyor, ben niye yapmayayım?" Bizler depremi yerin ya da denizin altından bekleyeduralım en büyük sarsıntılar her gün, her dakika kültür mozayiğimizde oluyor. Ne diyelim, yazıklar olsun!
SÖZÜN ÖZÜ Akılsızlar, hırsızların
en zararlılarıdır.
Zamanınızı, neşenizi ve mutluluğunuzu çalarlar.
LEVHA Adalet evrenin ruhudur.

