Kaydet
a- | +A

Hoşunuza gitse de gitmese de sonbahar artık kendisini iyiden iyiye hissettiriyor. Açıkçası benim hoşuma gidiyor. "Kurt puslu havayı sever" misalindeki gibi, kendimi daha güvende, daha az kaybedebilir bir konumda hissediyorum. Bunun mantıklı bir sebebi yok ama olması da gerekmez zaten. İnsanların büyük bir çoğunluğu güneşin pırıl pırıl parladığı yaz tatillerinin peşinde koşarken benim bu depresif tercihlerim nereden kaynaklanıyor bilinmez. "Yine havadan sudan yazmışsın" diye aklından geçirenler var, biliyorum. Ama bana söyler misiniz biz insanların havadan, sudan, evimizde pişen aştan başka düşündüğümüz, ama derinden düşündüğümüz ne var? Ne kadar bütün dünya ile ilgilendiğimizi iddia edersek edelim sonuçta kendimiz ile ilgiliyiz ve hava durumu hepimizi yakından etkileyen konulardan birisi. Bizler, sıcacık evlerimizde otururken depremzedelerin tir tir titredikleri ne kadar geliyor aklımıza? Bana itiraz etmek için harekete geçmek üzere olduğunuzu biliyorum çünkü bazı acı gerçekleri kabul etmek hiçbirimizin hoşuna gitmiyor. Depremin ertesi gününden itibaren çoğumuz için için biliyorduk evi yıkılanlara fazla bir yardım yapılamayacağını ve onların kaderleriyle başbaşa bırakılacaklarını. Her zaman söylüyorum. Dünya kötü bir dünya ve biz de bu kötü dünyanın en tatsız dönemlerinden birisine denk geldik yaşamak için. Son derecede egoist bir yaşam anlayışımız gelişti. Her şeyin alınıp satılabildiği her şeyin bir fiyatının olduğu bu zamana gelişmiş teknolojinin zafer zamanı diyor işine öyle gelenler. Teknoloji gelişti de ne oldu? Ben söyleyeyim. Birbirimizle daha rahat ve daha çok kavga eder olduk. Mesela ben bir yazı yazıyorum, beğenmeyenler hemen faksın başına geçiyorlar ya da bilgisayarlarını çalıştırıyorlar. Okudukça bu eleştirileri, görüyorum ki tartıştığı ben değilim. Kendi kendisiyle tartışıyor karşımdaki. Ya hiç anlamamış, ya yanlış anlamış, ya da taraflı yaklaşmış meseleye. Benim buna da bir itirazım yok. Elbette herkes fikrini söyleyecek. Ama bazen de anlaşılmak istiyorum. Mesela geçenlerde Türkçe''nin başka dillerle çok fazla karıştırıldığından bunun sonunda hepimizin canını sıkacak bir durumun oluşacağından bahsettiğim bir yazım yayınlandı. Ve kendi işyerime verdiğim ismi, bunun, aslında antik çağların Anadolu topraklarıyla ilgili olduğundan dem vurdum. İsis adının eski bir Mısır kraliçesinin adı olduğunu karaladım. Yazının yayınlandığı gün bir okurumdan faks geldi. Aynen şöyle diyor: "Kraliçe İsis sizden daha güzeldi." Haydi buyurun bakalım. Şimdi ne alakası var? Diyelim ki İsis benden daha güzeldi ki muhtemelen öyleydi, bu neyi değiştirir ve benim yazdığım yazıyla ne alakası var? Kullanmayı pek sevmediğim amiyane bir tabir vardır. Böylesine "geyik muhabbeti" derler. Gel de başka bir tabir kullan şimdi. Bizde tuhaf bir yarışma ve yarıştırma eğilimi başladı. Durmadan kendimize yeni itici güçler buluyoruz ve hırslanıyoruz. Tam bir dolap beygiri pozisyonunda koşturup duruyoruz ve doğal olarak hiçbir hedefe varamıyoruz. Sizden gelebilecek eleştiriler beni nasıl etkilemiş ki bir türlü asıl konuya giremedim. İşte birbirimize bunu yapıyoruz. Dişlerimizi gıcırdatıp tehdit ediyoruz ve karşımızdakinin aklını karıştırıyoruz. Uzun zamandır olumsuz bir yönetim biçimi şeklinde kullanılmış olan bu yöntemi şimdi halk birbirine uygulamaya başladı. Neyse hava ile başlamıştık yine onunla bitirelim. Bir şarkının sözünde olduğu gibi "havada aşk kokusu var". Sonbahar, kış ya da yaz; mevsimin adı ne olursa olsun mühim olan sizin kendinizi nasıl hissettiğiniz. Tıpkı yüz Türk büyüğünden Hülya Uğur''un dediği gibi yani.

SÖZÜN ÖZÜ Testi içindekini sızdırır.

LEVHA Altı üstü beş metrelik bez için. İşte hayat dediğimiz bu.