Kaydet
a- | +A

İtiraf etmek istediğim çok şey var. İnsan neden itirafta bulunur diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle başkalarına örnek olmak ve aynı hatalara düşmelerini engellemek dürtüsü olabilir. Bundan birkaç yıl önce televizyonda aptallar derneği diye bir oluşumdan söz edildiğini duymuştum. Burun kıvırıp, dikkat çekmek isteyen insanların zekice sandıkları bir saçmalık daha diye düşünmüştüm. Ciddi olabilecekleri hiç aklıma gelmemişti. Hâlâ da ne kadar ciddi oldukları konusunda herhangi bir fikrim yok. Ciddi ya da değil, bugün durup şöyle bir muhasebe yaptığımda görüyorum ki böyle bir derneğin kurucu üyesi olmalıymışım. Kendimi bunca yıl pek zeki zannederek yaşadım. Günlük hayatta işe yarayacak kurnazlıklar yapmaktan uzak, kendime has bir dürüstlük çerçevesinde dönüp durdum. Halbuki ben aptalın önde gideniymişim. Ne kendime ne de başkalarına faydası olabilecek bir zekam yokmuş. Ömrüm boyunca hep yanlış yollara sapmış, tercihlerimi hep hatalı kullanmışım. Beni uyarmak isteyenlere ukalalık yapmış yine kendi bildiğimi okumuşum. Sahici sandığım sevgilerin peşinden koşmuş sonunda hep yalnız kalmışım. Gerçi buraya kadar olan bölüm benim yaşımdaki pek çok kişinin kendisi hakkında varabileceği bir sonuçtu herhalde. Çünkü hayatın en güzel yılları malum toyluk problemi yüzünden hep heba edilir. Hele bir de kadınsanız, arkanıza dönüp baktığınızda burun çekeceğiniz çok sayıda saçmalıkla karşılaşabilirsiniz. Bugün bu satırları yazmamdaki asıl sebep başka. Kalbimin sızım sızım sızlamasının başlangıcı, sabah kalkıp günlük gazeteleri elime almamla başladı. Televizyon seyretmeyi aylar önce bırakmak gibi doğru bir adım atmıştım. Bu kararım hâlâ sürüyor. Ve deprem fobimin olmayışını buna bağlıyorum. Ama gelişmelerden tamamen kopmamak için gazete okuyorum elbette. Her evde olduğu gibi bizim evde de her gün mutlaka alınan gazeteler var. Sabahları güne başlamadan önce sayfa ların arasında keyifli bir yolculuğa çıkmak farklı bir alışkanlık. Bu sabah da öyle yaptım. Tabii sizin bu satırları okuduğunuz sabah, Pazartesi. Benim bahsettiğim sabah ise Cumartesi. Neyse... Birçok ilginç sayılabilecek haber ve yorum arasında beni çok ilgilendirecek ve aynı zamanda hiç ilgilendirmemesi gereken bir tanesine rastladım. Bir kuruluş geleneksel iftar davetlerinden birisini vermiş. İnsanlar davette hazır bulunmuş ve neşe içinde kameralara gülümsemişler. Mübarek Ramazan ayında bu tip vesilelerle bir araya gelmek ve hoş beş etmek çok normal ve çok cici tabii. Sonra her güzel şey gibi bu davete ayrılan vaktin de sonuna gelinmiş ve davetliler aynı duygular içinde vedalaşıp ayrılmışlar. Tahminimce en kısa zamanda tekrar bir araya gelmek için temennilerde bulunulmuş olunmalı. Tabii orada olmayanların adı da geçmiştir satır aralarında. Ramazan ayında sık sık yaşanan ve aşağı yukarı her kuruluş ve topluluğun başvurduğu bir dostluk ve halkla ilişkiler yöntemi bu ve işe yaradığı kesin. Benim dikkatimi çeken davette de amaca ulaşılmıştır mutlaka. Çünkü çalışanlar patronları ile bir araya gelmeyi ve aynı ortak amaca hizmet ettiklerini hatırlamayı severler. Belli periyotlarda tekrarlanması gereken bir dopingdir bu. Bu benim, Ramazan ayı ile ilgili en çok sevdiğim detaylardan birisi. Keşke bu tip organizasyonlar daha sık gerçekleştirilse, hatta Ramazanın gelmesi beklenmese. Çünkü hepimiz gayet iyi biliyoruz ki insanları mümkün olduğunca mutlu etmek hem sevaptır hem de başkalarına da sirayet eden mutluluk dalgalanmasıdır. Bu yüzden böyle organizasyonlarda emeği geçen herkese teşekkür etmek lazımdır. Onlar bu teşekkürü fazlasıyla hak etmişlerdir.

Bu yazının ana fikrini çözemediniz değil mi? Haklısınız. Ama çözülecek bir şey yok zaten. Bu konuya benim tek bağlantım ilgilenmemem gerektiği.