Kaydet
a- | +A

"Ay şekerim kaç zamandır görüşemedik. Bir özledim ki seni sorma." "Bilmez miyim hayatım. Ben de seni çok özledim ama bir türlü vakit bulup arayamadım." "Haklısın bir sabah oluyor, bir akşam." "En kısa zamanda bekliyorum sizi yemeğe. Hem sen yeni aldığımız koltuk takımını da görmedin daha. Bakalım beğenecek misin?" "Beğenmez miyim hiç. Sizde yemek yeriz sonra da çıkar bizim yeni arabayla şöyle bir boğaz turu yaparız. Bu hafta ara beni, gün tespit edelim emi?" "Tabii canım tabii. Aramaz mıyım. Haydi herkese selamlar." Telefonu kapatıp derin bir nefes çekti. "yeni koltuk takımıymış. Görgüsüz ne olacak! Ama ne iyi yaptım da bizim arabayı söyleyiverdim. Bu gece uyuyamaz artık" diye düşündü. Konuşmanın diğer muhatabının hisleri de fazla farklı sayılmazdı. "Demek ne yapıp edip aldılar arabayı. Benim kocam olacak adamda suç. Bir türlü punduna getirip şöyle pırıl pırıl bir otomobil çekemedi ki altımıza. Bin senelik külüstürle ele güne alay konusu oluyoruz. Yemeğe de çağırmış bulundum. Ne yapsam da atlatsam?"

Kafasının içinde bu düşüncelerle evin içinde dolaşıp durmaya başladı. Aslında az önce konuştuğu, bir zamanlar iyi arkadaşıydı. Sonra ne olduysa araya bir soğukluk girmişti. Kırılan bardak misali bir daha da asla eskisi gibi yakınlaşamamışlardı.

"Zaman kötü" diye düşünmeye devam etti. "Her dakika huzursuz olmak için bir sebep çıkıyor. İyi niyetle yaklaşacak oluyorsun sonra bir de bakıyorsun kalbini kırmışlar." İşte pek çoğumuzun savunmaya geçmesinin sebebi "aman kalbimi kırmasınlar, aman bir zarar vermesinler" telaşı. Bu yanlış anlaşılmalar, ikircikli düşünceler yüzünden kalabalıklar içinde yalnızlık çeken bireyler haline geliyoruz. Halbuki insan insana her zaman lazım. Eskiden "kötü gün dostu" bulmak zordu. Şimdi tam tersine herkes iyilikleri gizler oldu. Artık iyi gününüzü paylaşacak arkadaş bulmanız daha zor. Bir de imalı konuşma faslı var.

Mesela başımdan geçen bir örneği aktarayım size.

Bebek bekliyordum. Karnım artık iyice büyümüş, değil yürümek, nefes almakta bile güçlük çekiyordum. Bu haldeyken bir tanıdığa rastladım. Mecburiyetten şöyle bir hal hatır soruldu ve karşımdaki şahıs gözlerini süze süze "şekerim senin mutlaka kızın olacak" dedi. Ben merakla nereden anladığını sorunca da cevabını verdi hem de büyük bir zevk alarak. "Hayatım, kız bebek bekleyenler çirkinleşir. Bebek, annesinin güzelliğini alır. Eh, şu haline bir baksana, perişan haldesin. Pek de çirkinleşmişsin, demek ki senin kızın olacak!" Hadi bakalım. Hem bozulduğunu belli etme hem de fena halde bozul. Bulabildiğin ilk aynaya saatlerce bak dur. İşin en ilginç yanı da hakikaten kızım oldu. Bu hanımın söylediğinin bilimsel bir desteği var mı bilemem ama haklı çıktığı ortada. Belki gerçekten kötü görünüyordum ama söylemese de olurdu herhalde.

Günlerimiz, insanların ne söylediklerini düşünerek değil aslında ne demek istediklerini anlamaya çalışarak geçiyor. Bir toplantıda kimse ilk terk eden olmak istemiyor çünkü gayet iyi biliyor ki, dışarıya adımı atar atmaz, arkasından olur olmaz sözler sarf edilecek. Eskiden Amerikalılara acırdık. Dertleşecek dostları olmadığı için psikologlara gidiyorlar diye. Acaba şimdi bize kim acıyor?