Kaydet
a- | +A

Çifte standart kadar sinir bir şey olamaz. İnsanlar birbirine benzer olaylar karşısında farklı zamanlarda farklı tepkiler gösterebiliyorlar. Bu da hiç hoş bir davranış biçimi değil. Bir bakıyorsunuz kendisini namus bekçisi ilan etmiş birisi kafasına göre yaşamayan birisini yerden yere vuruyor. Elbette eleştiri hakkı var. Aradan kısa bir süre geçiyor, aynı namus bekçisi daha marjinal bir örneğe karşı son derecede hoşgörülü bir çizgi çizebiliyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye tepinseniz bile herhangi bir sonuç elde etmeniz mümkün değil. Böyle bir karışıklığın sebepleri ne olabilir diye düşünüyorum. Bir kaç değişik ihtimal çıkıyor ortaya. Birincisi korku. Evet, bildiğiniz saf korku duygusu. Daha ortalama olduğu halde daha fazla eleştirilen örnekten korkuluyor olması. Hatta onu bertaraf etmek için eleştiriyi iftira noktasına kadar ilerletmek buna dayanıyor olabilir. Bir şekilde engel olunmadığı takdirde geçen zaman içinde kendileri için sıkıntı anlamına gelen bir konuma ulaşması seçeneğine karşı baştan tedbir alma durumu...Oysa ki daha marjinal örneklerin böyle bir tehlikesi yok. Onlara bir çeşit eğlence gözüyle bile bakılabileceğini tahayyül eden burnu büyük bir yaklaşım... Toplumumuzda ne yazık ki hâlâ böyle bir kaos yaşanmakta. Hani eskiden beri dillere pelesenk olmuş bir söz vardır. "Millet aya gitti, biz hâlâ nelerle uğraşıyoruz" diye. Yazık ki doğru. Bir yandan dünya tarafından kabul ve saygı gören İsmail Cem gibi siyasetçiler yetiştiriyoruz, diğer yandan tuhaf ve üstümüze hiç vazife olmayan başkalarının hayatlarıyla didişiyoruz. Ama yine de son dönemde ülke genelinde öylesine sevindirici gelişmeler var ki. Bana göre AGİT zirvesiyle başlayan bu süreç, son Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar devam etti. İçime doğan hisse göre İnşallah hep de sürecek. Siyasetten uzak bir alan olan sporda da yakaladığımız başarı ortada. Yani dedikodu kazanları istediği kadar kaynasın, sonunda zeka, azim ve kararlı çalışma hep kazanıyor.

Fatih Terim''i düşünün. Bir ara kemikleşmiş köşe yazarlarına yağ çekmediği için neredeyse kötü adam ilan edilecekti. Üzerindeki kıyafetten antrenmanlarda başına bağladığı beze kadar her türlü detay eleştiri malzemesi olarak kullanılıyordu. Eğer olaylar bu şekilde gelişmeseydi, eminim ki şimdi alkış tutanlar "ben dememiş miydim" diye hava atıyor olacaklardı. Neredeyse sevineceklerdi bile adamın başarısızlığına. Fakat onlar kazı çevirme konusunda uzman oldukları için hemen değiştiler. İşte böylesine tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Yine de uzun süredir sabahları kalkıp gazeteleri açtığımda moralim düzelir oldu. Birbirinden önemli ve zor kulvarlarda imza sahibi bir ülke haline geldik.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri meselesinde alkışlanacak bir tutum izleyen meclis yarınlar için umut veriyor. Artık "bu ülke düzelmez" cümlesi akla bile gelmiyor. Tam tersine giderek daha farklı konularda söz sahibi olacağımız günlerin beklentisi içindeyiz. Uzun vadede gerçek kazanıyor. İyi niyet yenilmiyor. Demek ki sabır yine başrolde. Buna en mükemmel örnek ise şu anda bizi yöneten siyasilerin yaşam deneyleri. İşte Süleyman Demirel. İşte Bülent Ecevit. İkisi de zor dönemler geçirdiler. Ama ikisi de yılmayıp devranın dönmesini beklediler. Ve devran döndü. Kaynayan kazanın nöbetçileri ise oldukları yerde sayıyor gibiler.

Sözün Özü Zaman, her şeye rağmen geçer.

L E V H A Dudakların söylemekten çekindiğini gözler haykırır.