Günümüz koşullarında pek çoğumuzun farkında olarak ya da olmayarak psikolojik problemler yaşadığımızı bilim adamları söylüyor. Kişilerin ruh durumlarını ciddiye almaları ve takip etmeleri bir kültür ve maddi imkan meselesi tabii. Amerika gibi zengin ülkelerde aşağı yukarı herkesin bir psikiyatristi bulunuyor. Derdini anlatmak ve iç dünyasını karşısındakine ve kendisine açmak insanın en doğal ihtiyaçlarından birisi. Geçmişte yaşanmış olan basit bir olay bile bütün bir hayatı rahatlıkla etkileyebiliyor. Hele şimdiki gibi herkesin gergin ve sinirli olduğu koşullarda, boşanmalar bu denli artmışken ve tek ebeveyn tarafından büyütülmek zorunda kalan çocuk sayısı her gün çığı gibi büyürken psikolojik sorunların artış göstermemesi mümkün değil. Geçen yıllarla birlikte ilerleyen teknoloji hayatı kolaylaştıracağına daha büyük sıkıntılara yolaçıyor. Mesela televizyon bağımlılığımız. Akşam olup hava karardığında adeta şartlı refleks gibi kendimizi televizyonun karşısına atıyoruz. Beynimize şırınga edilen reklamları ve haberleri izliyoruz. Bu, insanların giderek daha az konuşmalarına ve daha az iletişim kurmalarına sebep oluyor. Konuşamamak ise özellikle evli çiftlerin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi. Aynı evin içinde iki yabancıya dönüşmek, diğer insanın ne hissettiğini ya da hayatla ilgili beklentilerinin neler olduğunu bilmemek doğal olarak ilişkiyi çıkmaza sürüklüyor.
Ev hayatında huzursuzluğa maruz kalmak ise beraberinde çeşitli rahatsızlıkları getiriyor. Bu yüzden kadınların birçoğu depresyondan şikayetçi. Çünkü erkekler kendi aralarında daha rahat davranıp daha rahat diyalog kurabiliyorlar. Bu da onların deşarj olmaları demek. Depresyon çok sıkıntı verici bir duygu karmaşası. Hayattan tat alamamak, sürekli gerginlik duymak, endişe... Kısacası mutsuzluk... Kendisini mutsuz hisseden bir insandan ne bekleyebilirsiniz? Günümüzde duygusal şiddet o kadar çok arttı ki ne yapacağımızı şaşırıyoruz. İnsanlar bile bile karşılarındakileri üzmekten zevk alıyor. "Şöyle söylersem, şunu yaparsam onu kırarım" gibi bir endişeleri yok. Bu kalp kırıklıkları biriktikçe dayanamaz hale geliyorsunuz. Bir gün vücudunuz isyan bayrağını çekiyor ve "yeter" diyor. O anda çaresiz kalıyorsunuz işte. Bu durumda size ancak bir hekim yardımcı olabilir. Duygusal değişimleri takip edebilecek bir uzman. Onlar sizin farkında olmadığınız küçük ipuçlarını değerlendirerek çıkış yolunu bulabilirler. Bu duruma göre ister psikolog, isterse bir psikiyatrist olabilir. Ama mutlaka size yardımcı olabilecek bir kişiye ihtiyaç duyacaksınız. Kendinizi ve mutlu olma beklentilerinizi ertelemeyin. Kalbin hızlı hızlı artması, avuç içinde terleme, bütün vücutta soğuk terlemeler, endişe duygusu, yarın korkusu vs. Bunları düşündükçe ve hayatımızı nasıl bu noktaya getirdiğimizi gördükçe hepimize acıyorum. Bu, aşağılama anlamında bir acıma değil. "Yazık" diyorum. Güne neşeyle, heyecan ve umutla başlamak dururken bunları kendimize neden yaptığımızı çözemiyorum. Ama yapıyoruz işte. Şu anda bile kendimi anlattığım şekilde hissediyorum. O yüzden bana gelen mailleri ve faksları okurken şikayet eden okurlarımı çok iyi anlayabiliyorum. Kalbin sanki içi açılmış gibi sızlaması yok mu, insanı tüketiyor. Bazen kendinizi sevmiyorsunuz. Bütün suçun sizde olduğunu, sizin dışınızdaki her şeyin ve herkesin doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Mutsuzluğunuzun sizden başka sebebi olmadığını fark ediyorsunuz. Ama ne çare? İnsan kendisinden boşanamıyor ki!
Sözün Özü Milenyumda huzura ermek adeta bir ütopya.
L E V H A Mantık her zaman haklı çıkacağını bilir.

