Ben küçükken elektrikler kesilirdi sık sık. Hatta bu yüzden evde gaz lambası bulundururdu rahmetli anneannem. Kesinti, saat yirmideki TRT "ajans"ına rastlarsa çok kızardı. Çünkü bütün günün işlerinden sonra oturup memlekette neler olup bittiğini izlemek özel zevkiydi. Okulda geçerli bir mazeretti "akşam elektrikler kesikti, çalışamadım hocam" cümlesi.
Her fırsatta yurt dışına çıkan annemler, Avrupa''da elektriklerin hiç kesilmediğini anlatırlardı dönünce. Merak ve heyecanla dinlerdim. Biraz da tatsız bulurdum kesintisiz hayatı. Ne de olsa karanlıkta kalınca yakılan mumlardan sızan zayıf ışığın titreşimlerinde hayal kurmak daha kolaydı. Hem insan birçok lüzumsuz işten kurtulabiliyordu kesinti sebebiyle. O yıllarda yabancı sigara ve diğer bazı ürünler kaçak satılıyor, cepte yabancı para ile yakalanmak hapisle cezalandırılıyor, yurt dışına çıkışlar sayılı ve belirli süre aralıklarıyla mümkün oluyordu. Nescafe, çocuk bezi, bebek maması gibi medeni tüketim maddeleri ancak yurt dışından gelen birileri olursa elde edilebiliyordu. Bir de, yanlış hatırlamıyorsam Avrupa''ya gitmek için orada yaşayan birilerinden davet mektubu gerekiyordu. Hayat kısıtlı, her şey yasak ve genel ortam griydi.
Bunlara katlanmaya çalışırken üniversite öğrencileri yürüyüşler yapıyor, Taksim meydanı her an olay çıkmasını hazır bekliyor, aileler endişe içinde "keşke okumasa bu çocuk" tezini savunuyordu. Telefon ve televizyon her evde yoktu. Bunlara sahip olanlar parmakla gösteriliyor, durmadan misafir ağırlamak zorunda kalıyordu. Araba sahibi olmak ise kesin bir zenginlik ve güç gösterisiydi.
Polis evlere baskınlar düzenleyip yasak yayınları topluyor, insanlar hep endişe içinde yaşıyordu. Hem o zaman sadece elektrikler değil sular da kesiliyordu. Çok şükür hayat standardı bu seviyedeyken ben küçüktüm. O yüzden tam anlayamıyordum olup bitenleri. Kendimce oyunlar üretiyor, kendi çocuk dünyamda mutlu yaşıyordum. Ama biraz anlayacak yaşta olsaydım hiç de mutlu olmazdım şüphesiz. Aradan yıllar geçti. Türkiye birçok problemini çözdü. Terör ve anarşi en aza indirildi. Bolluk hissedilmeye başlandı. Daha güleryüzlü bir dönem başlamıştı bizler için. Tatsızlıkları unutmaya meyilli zihinler ivedilikle geçmişin tozlu raflarına kaldırdılar yaşananları. Artık her türlü kısıtlama bitmiş, ülkemiz çağ atlamıştı. Kültürel seviyesizliği beraberinde getiren bu eksilme yine de insanları rahatlattı. Tabii tüketim toplumu haline gelişimizin yan etkileri de olmadı değil ama özgürlük her şeye değerdi.
İçinde yaşadığımız yüzyılın adı bile değişti. Artık tarih atarken 2 ile başlıyoruz rakama. Çocuklarımıza pahalı da olsa seçkin eğitim vermeye çalışıyor, daha nezih ve daha zeki bir kuşak yetiştireceğiz diye ümitleniyoruz. Derken kısıtlama lafı hortluyor. Bu bir çeşit kabus olmalı. Hani o günler bitmişti? Hani biz çağ atlamıştık? Şimdi dünyayı toz pembe gören çocuğuma karanlığı nasıl anlatırım ben? İçimde bir ses "yokluk geri döndü" diye çığlık çığlığa bağırıyor. Korkuyorum. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Abarttığımı sanmayın. Bundan beş yıl önce 2000 yılında elektrik kesintisi yapılacağını yazsam o zaman da abarttığımı düşünecektiniz.
Evimde mum yakmak, gazetelerden kesinti çizelgelerini takip etmek falan istemiyorum. Dünyaya bağlanmak için kesintinin bitmesini beklemek istemiyorum. Bu saatten sonra geri dönmek istemiyorum. Ama ne yazık ki ne bana ne de size ne istediğinizi soran var!
Sözün Özü Alışkanlık demirden gömlektir.
Levha Susmak, yalanlanması en güç tartışmalardan biridir

