Kaydet
a- | +A

Klasikleri saymazsak ilk defa Yunan edebiyatına ait bir kitap okuyorum. Modern Yunan edebiyatı... Burnumuzun dibinde bulunan, her zaman haklarında antipatik düşünceler beslediğimiz şımarık komşumuz. Son zamanlarda esmeye başlayan yumuşak dostluk rüzgarlarının etkisiyle hiç tanımadığımızı fark ettiğim kapı komşumuz. Oldum olası Anadolu topraklarında gözlerinin olduğundan şüphe ettiğimiz, Birinci Dünya Savaşında ülkemizi paylaşmak için kurulan sofranın baş köşesinde yer alarak bu şüphemizin haklı olduğunu kanıtlamış Yunanistan... 9 Eylül''le İzmir''den körfez sularına döktüğümüz, bunu her okuyuşumuzda göğsümüzün kabardığını hissettiğimiz, on iki adalar yüzünden hep sinir olduğumuz, Kardak kayalığı gibi küçücük bir taş parçası için bile kapışabileceğimiz Rum''lar... Kendi adıma hiçbir zaman Yunanistan''la dost olabileceğimizi düşünmedim. Açıkçası bunu istemedim de. Neden istemediğimi sormayın, bilmiyorum. Derinlemesine incelenmemiş bir milliyetçilik dürtüsü belki. Ama sonradan dost olunabileceği fikri hoşuma gitmeye başladı. Bugüne kadar bilinçli bir şekilde Yunanistan''a ayak basmadım. Kıbrıs''a giriş çıkış yaparken, adanın gümrük görevlilerinin "pasaportunuza damga vurmayalım sonra Yunanistan''a giremezsiniz" uyarıları yüreğimi burktuğundan damgayı vurdurtmadım ama Yunanistan''a da gitmedim. Şimdiye kadar hiç düşünmediğim konu ise Yunan halkının bizim hakkımızda nasıl duygular beslediği. Dostça olmadığını tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok. Ama acaba bizim onlardan nefret ettiğimiz kadar keskin mi kinleri? Bilmiyorum. Belki bu sorunun cevabını bulmak için Kostas Movrselas tarafından kaleme alınmış olan Kızıla Boyalı Saçlar isimli kitabı aldım. İşin ilginç tarafı, çeviriyi yapan kişinin bir Türkiye''li Rum oluşu. İsmi, Kosta Sarıoğlu. Tek başına bu bile iki ülke arasındaki bağların aslında ne denli derin olduğunun kanıtı.

Kitabı henüz bitirmedim. Ama büyük bir ilgiyle okumaya devam ediyorum. Size tavsiye edip etmemekte şüpheliyim. Fazlasıyla erotik motiflerle bezenmiş bir yapısı var. Diğer taraftan yalın, düz ve akıcı bir teknikle yazılmış. Kısacası kararı size bırakıyorum. Satırların arasında Yunanistan gezisi yaparken dikkatimi çeken ise İzmir takıntısı oldu. Türkiye değil İzmir! Anlaşılan akılları İzmir''de kalmış. Mesela çok güzel bir kadından söz ederken "İzmir''li" ya da "İzmir''li gibi" şeklinde tanımlamalar yapılıyor. Onlara göre her İzmir''li kadın güzel, İzmir''in bütün yemekleri lezzetli. Ama bunları söylerken düşmanlık beslemiyorlar. Sadece özlüyorlar. Onların bu özlemi hoş görülebilir. Hatta insan okurken bazen acıma duygusuna bile kapılıyor. İki halkın tarih boyunca birbirine karışmış olduğu gerçeği de var diğer taraftan. Utanılacak bir anımız ise İstanbul''daki o ayaklanma ve gayri müslim bütün vatandaşların itilip kakılarak ticarethanelerinin talan edilmesi. O olaydan sonra İstanbul''u ve Türkiye''yi terk edip anayurduna dönmüş olan Rumların hemen hemen hepsinin kalbi kırık ve buna rağmen yıllarca yaşadıkları İstanbul''u özlüyorlar. Hayat garip, insanlar garip. Dolayısı ile tarih de garip. Bu saatten sonra yaşanmış olan bütün kötü olaylar unutulup hakiki bir barış oluşturulabilir mi bilmiyorum. Ama en azından her halk kendi payına düşen yanlışları görüp öz eleştiri yapabilir. Böylece karşı tarafın nasıl bir durumda olduğunu anlamak kolaylaşır. Hiçbir kavgada tek haklı olduğuna inanmam ben. Mutlaka her iki tarafın da yanlış davranmış olduğu evreler vardır. En kötü barış bile en iyi savaştan iyidir sözüne inanırsak gereksiz çekişmelerden ve sinir gerginliklerinden arınmış oluruz. Dışişleri Bakanımız Sayın İsmail Cem''in başarılı çalışmalarının meyvesini almaya başladığımız şu dönemde bizler de üstümüze düşeni yapmalıyız.

Sözün Özü

Üç şey gizlenemez. Duman, aşk ve para.

Levha Her gecenin bir sabahı vardır.