Bu ülkede yaşanan birtakım sorunlara akıl sır erdiremiyorum. Bu gidişle hayatımın sonuna kadar aynı problemle karşılaşacağım herhalde. Sorun şu; insanlar birbirlerinin özel işlerine fazla ilgi gösteriyorlar. Kısa bir süre öncesine kadar bunun sadece belli çevrelerde yaşanmakta olduğunu sanıyordum ama yanılmışım. Biraz "insan herkesi kendisi gibi bilir" durumu galiba. Hakikaten beni milletin kiminle ne yaptığı kesinlikle ilgilendirmez. Sırf bu yüzden senelerce içinde çalıştığım televizyonu izlemekten bile vazgeçtim. Çünkü bir gün bir de baktım ki ana haber bültenleri de dahil aşağı yukarı bütün programlar magazin ağırlıklı olmaya başlamış. Klasik bir televole yazısı yazmayacağım, korkmayın. Ama tanımadığım hatta tanıdığım kişilerin hangi gece nerede eğlendiğini ve ne giydiğini seyrederek kaybedecek vaktim yok benim. Her neyse... Üzülerek kabul etmek zorundayız, bu yerleşik bir kültür haline geldi. Üstelik sadece televizyon ekranının gerisinde kalmadı sıradan yaşamlara da bulaştı. Size şimdi anlayamadığım problemi anlatayım. Bir bankada şube müdürü olarak çalışan, çok sevdiğim bir arkadaşım var. Birlikte güler, birlikte ağlarız ve bütün dertlerimizi paylaşırız. Tanıdığım en dürüst en mantıklı ve ölçülü insanlardan birisidir. Zamanında bir evlilik yapmış fakat ne yazık ki yürümemiş ama yine de bu evlilikten müthiş bir kazanç sağlamış. Nurtopu gibi bir kız bebek. İki binli yılların çok klasik portrelerinden birisi sizin anlayacağınız. Kocası tarafından haksızlığa uğratılmış fakat eğitimli olduğu için kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarabilmiş bir kadın. Üstelik çocuğunu da yanına alarak ve bütün sorumluluğu tek başına üstlenerek... Buraya kadar olan kısmı bana saygı duyulacak bir tablo olarak görünüyor. Fakat anlaşılan bazı örümcek tutmuş fikirler değişim göstermemiş. Otuz yaşını aşmış bu arkadaşım hâlâ evden dışarı adım atmak için bile annesinden izin almak zorunda. Kendi evinde, ailesinden ayrı oturduğu halde... Aynı evde yaşasalar bir derece. Hani evin genel kurallarına uymak gerekliliği falan. Ama bu durumda hangi kıstasa göre tavır konuluyor belli değil. Ekonomik özgürlüğüne sahip, saygıdeğer bir makamda bulunan bir insan o. Neden hâlâ "ama o bir kadın" gibi bir baskı kuruluyor ki? Bu tip müdahaleler içimi sıkıyor. Böyle davranışlar hâlâ devam ettiği için birçok kadın aslında yürümeyen ve kendisini mutsuz eden evliliğini sürdürmek zorunda kalıyor. Kan kusup "kızılcık şerbeti içtim" diyor.
Dayak yiyenler, aldatılanlar, parası elinden alınanlar, onuru kırılanlar hep bu yüzden siniyor ve şu kısacık hayatı huzur içinde geçirme şansını kaçırıyor. İçin için çürüyor bu insanlar. Genç yaşta olmadık hastalıklarla boğuşmak zorunda kalıyorlar. Neymiş "başkaları ne düşünecek" cümlesi çok önem arz ediyormuş.
Halbuki siz doktor doktor gezip ilaç almadan yaşayamaz hale gelince, o "başkaları" çok üzülüyor değil mi?
Anlamsız kısıtlamalar bunlar. Durup dururken hayatı zehir etmekten başka bir şey değil. Bırakalım mutlu olan olsun, olmayan çare üretsin. İnsanı namuslu, dürüst ve kaliteli kılan; saat kaçta nereye gittiği değil, nasıl düşündüğüdür. Nasıl yaşadığı kendisini bağlar.
Milenyumda hâlâ bu boş işlerle uğraştığımıza inanamıyorum.
SÖZÜN ÖZÜ İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
LE V H A Cehalet, her zaman kendisine hayran olmaya hazırdır.

