Bir doktor arkadaşımın odasında çok hoşuma giden bir poster asılı. Siyah beyaz bir fotoğrafta tipik bir kızılderili kızı görülüyor. Çorak bir arazide kocaman bir kayanın üzerine çıkmış, bizlere doğru umutsuz gözlerle bakan kızın altında yine siyah beyaz renklerle şu sözler yazılı: Only after the last tree has been cut down, Only after the last river has been poisened, Only after the last fish has been caught, Only then will you find that money can not be eaten. Bu satırları ukalalık olsun diye orijinal dilinde yani İngilizce yazmadım. Ortaya çıkan ses ve anlam uyumunu vurgulamak için tercih ettim. İngilizce bilenler ne demek istediğimi anlayacaklardır. Ama diğer taraftan herkes yabancı bir dil bilmek zorunda değil diye düşünüp tercüme edelim. Aşağı yukarı şöyle: Son ağaç da kesildiğinde, Son nehir de zehirlendiğinde, Son balık da yakalandığında, Ancak o zaman anlayacaksınız ki para yenemez. Nasıl? Benim çok hoşuma gidiyor doğrusu. Arkadaşıma her ziyarete gidişimde gözüm takılıyor kızılderili kızın gözlerine. Ne kadar gerçek bir hüzün yerleşmiş o gözbebeklerine. Yok edilmeyi, dünya üzerinden silinmeyi en iyi kızılderililer bilir herhalde. Onlar kadar özgürlüğüne düşkün ve doğa ile iç içe yaşayan bir ırkı alıp New York''a taşırsanız yok olmazlar da ne olurlar? Bugün bütün dünyanın özenerek izlediği Amerika gerçeğinin tarihindeki kara sayfalardan birisidir bana göre kızılderili asimilasyonu.
Bir diğer acı anı da zencilere karşı yürütmüş oldukları soğuk savaştır. Birisini, kazanıp diğerini kaybetti bu savaşlardan söz konusu genç ülke. Bu sabah okuduğum bir araştırmaya göre, Amerika''nın bir çok bölgesinde beyaz halk azınlıkta kalmaya başlamış. Yani giderek siyahileşen bir ırkla karşı karşıyayız. Demek ki Malcolm X ve Martin Luther King gibi idealistlerin çabaları boşa gitmemiş.
Amerikan halkı bu değişim hakkında ne düşünüyor ve nasıl hissediyor bilemem ama İlahi Adaletin tecelli edişi gibi algılıyorum ben gelişmeleri. Aklıma takılan ve üzerinde düşünmeme sebep olan bütün konuların altında okumak gerçeği yatıyor. Bunu "bakın ben ne kadar kültürlüyüm" demek için söylemiyorum. Ama bu ülkede hâlâ insanların çok ama çok az okuduklarını biliyorum. Bu da beni hakikaten üzüyor. Günlük gazetelerin tabak çanak vermek zorunda kalışları da okuma alışkanlığının olmayışından. Hatta gündemde yer alan yolsuzluklardan tutun hayat standardımızın yerlerde sürünüyor oluşuna kadar her türlü eksikliğin sebebi okumamak.
Okumadığımız için bilmiyoruz. Dünyayı sadece Türkiye''den ibaret sanıyoruz. Arada sırada heveslenip kitap almaya gittiğimizde bile doğru seçimler yapamıyoruz. Ben buna hep şahit oluyorum. Okuma alışkanlığı olmayan birisinin kitap almaya çalışması dışarıdan bakınca hemen göze batıyor. Az okuduğundan yeni çıkanların hangileri olduğunu bilmiyor. Hal böyle olunca bir şekilde kulağında yer etmiş klasiklere yöneliyor. Halbuki zaten okumayan bir insanın işe ağır klasiklerden başlaması olsa olsa iyice soğutur kişiyi okumaktan.
Bu tip okurları görünce içimden müdahale etmek geliyor ama çekiniyorum. Elinde James Joyce''un Ulysses''i ile kasa kuyruğuna giren kişiye üzülüyorum. Eser elbette dünyada yazılmış yazılacak en önemli kitaplardan birisi. Ama o kadar ağır ki gözkapaklarını açık tutabilmek için dışarıdan destek almak lazım. Okumaya başlamak isteyen ama nereden başlayacağını kestiremeyen okurlarıma tavsiyem, klasikler yerine kendilerini eğlendirebilecek, günlük konuşma dilinde yazılmış örneklerden başlamaları. Zamanla beğenileri yerine oturacaktır ve ona göre seçimler yapabilmeye başlayacaklardır. Bu arada kızılderili kızı siz de düşünün isterseniz.
Sözün Özü Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Levha Bütün seslerin en tatlısı, övgüdür.

