Kaydet
a- | +A

Çok şükür, doğup büyüdüğüm ve hayatım boyunca en fazla üç dört aylığına ayrıldığım şehrimdeyim. Kalabalığına, trafiğine, gürültüsüne rağmen bitmeyen bir sevda ile bağlı olduğum İstanbul... Sevginin gerçeği, olumsuzluklara rağmen devam edendir. Hani bazı genç kızlar ileride evlenecekleri erkekleri tarif ederken tipik bir tablo çizerler. Zengin, yakışıklı, aşık, sadık, zeki, esprili, kültürlü, cömert diye. Eh, böylesini herkes sever ve evlenir. Kusursuzun peşine düşmek pek mantıklı değil bana göre. Tariftekine uyan bir erkek var mıdır dünyada onu da bilemiyorum. Bu örnek bütün sevgiler için geçerli. Benim İstanbul''a karşı beslediğim duygular ise bütün sıkıntılarına rağmen süren bir aşk. Hele de son bir kaç gündür ondan ayrı kaldığımda başıma gelenlerden sonra inanın taşının toprağının altın olduğuna neredeyse şahitlik edeceğim. Uzun sözün kısası sevgilime kavuştum. İlk kavga çıkana kadar birkaç cicim günü yaşarız sonra yine şikayetler başlar. Burada yokken açıklanan ve benim hakkında yazmamış olduğum gen haritası meselesi var kafamı kurcalayan şu sırada. Bu hiç kuşkusuz muhteşem bir buluş. İnsanlık için paha biçilmez değeri var. Düşünsenize binlerce yıldır çaresi bulunamayan birçok hastalık daha faaliyete geçmeden önlenebilecek. Yaşam süresinin uzaması konusunda biraz tereddütlüyüm. Daha uzun yaşamanın insana ne kazandıracağını bilmiyorum. Ama hayattayken daha güzel görünen bir insan ırkı oluşturma fikri çekici. Şişmanlık denen illetin yok edilmesi, vücuttaki yaşlanma izlerinin silinmesi ve tıbbın hastalara daha fazla hizmet edebilmesi alt alta sıralandığında buluşun önemi iyice anlaşılıyor. Dikkatimi çeken diğer bir konu ise insanların % 99.8 oranında aynı olmaları. Bu adeta kozmik bir şaka gibi. Düşünün, en sinir olduğunuz, nefret ettiğiniz kişiyle benzerliğiniz aslında % 99.8. Bütün insanların arasındaki farklılıkları kalan binde iki belirliyor. Yani Japonya''da yaşayan hiç tanımadığınız bir insanla aranızdaki tek fark binde iki.

Bu durum insanoğlunun ne denli çaresiz ve zavallı olduğunun bir damgası. Yaratılışın ihtişamı gözler önüne seriliyor. Kibir illetine yakalanmış bir zengini hayal edin. Küçümsediği hizmetlisinden onu ayıran binde ikilik bir fark. Tabii bir de banka hesabı. Genetik haritanın çözülmesi olayında ilgimi en çok bu detay çekti. Ayrım yapmaksızın herkesin yanyana saf tutup secde etmesi ile bu gerçek örtüşüyor. Bir kez daha İslamiyet''in ne denli büyük bir din olduğu ortaya çıkıyor. Bunca zamandır anlatılmak istenen eşitlik, kibirden kaçılması zorunluluğu ve kul hakkı konuları işte ortada. İlle de göreceği şeye inanmak isteyenlere görülecek bir obje çıkmış oldu böylece. Bu bilim adamlarının gece gündüz çalışmalarını ve böylesi sonuçlara ulaşmalarını seviyorum. Hani hep filmlerde gördüğümüz sahnelerin aslında birebir yaşanıyor olması da hoşuma gidiyor.

Detaylarla ilgilendikçe gerçeklikle kurgu birbirine karışmaya başlıyor. Ben ilkokula giderken Uzay 1999 diye bir dizi yayımlardı TRT. Kocaman bir uzay gemisi, içinde mürettebatı olduğu halde o gezegen senin bu gezegen benim gezerdi. Geminin doktoru çok güzel bir bayandı ve elindeki küçücük bir aletle bütün hastalıkları kolayca tanımlardı. Dizinin çekildiği yıllarda 1999 yılı böyle hayal edilmişti demek. Gerçi hiç de öyle olmadı. Ama biraz dişimizi sıkıp 2000 yılını beklediğimizde doktorun kullandığı aletin gerçek olabileceğini öğrendik. Bayıldığım kentim İstanbul''dayım. Bir yerlerde bilim adamları ölesiye çalışmaya devam ediyor. Genetik haritam çözülmüş. Hava sıcak. Hayat güzel.

SÖZÜN ÖZÜ Hafif dertler konuşur, büyük dertlerin sesi çıkmaz.

LEVHA Dudakların söylemekten çekindiğini gözler haykırır.