Televizyon yayıncılığı, keskin bir bıçağın üstünde dans etmeye benzer. En iyi niyetlerle söylediğiniz sözler tam aksi tesir yapabilir ve siz bir şeyi onarayım derken istemeden daha fazla zarar verebilirsiniz. Bence bunun son örneği, intihara kalkışan, ekonomiden sorumlu devlet bakanı sayın Hikmet Uluğbay hadisesidir. Sayın Uluğbay''ın çok onurlu ve hassas bir insan olduğuna, aldığı haksız sayılabilecek eleştirilerin dozunun ağırlığına ve içinde bulunduğu durumun zorluğuna ben de katılıyorum. Gerçekten de var olan bütün malı bir tek daireden ve birbuçuk milyar liradan oluşan bir bakanımız olduğu için şanslıyız. Onun konumunda başkaları olsa çok defa farklı bir mali porte çizebilirdi. Bütün bunlar doğru. Ama büyük puntolarla "onurlu ve gururlu bakan intihar etti" diye başlıklar atmak ve gururuna düşkün insanların sıkışınca intihar etmelerinin çok seçkin bir tavır olduğu şeklinde yorumlanabilecek haberler yapmak çok tehlikelidir. Eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye kültür seviyesi bakımından pek de parlak bir tablo çizmiyor. Her gün televizyonlarda, gazetelerde birbirinde saçma haberlere rastlıyoruz. Zaten bu ülkede intihara başvurma olayı çok sık yaşanıyor. Başını alan Boğaz köprüsüne gidip atlamaya kalkıyor, bir şeye canı sıkılan silahı şakağına dayayıp etrafındakileri intihar etmekle tehdit ediyor. Geçen gün birisi, trafik polisi aracını bağladı diye karakolun önünde başından aşağıya benzin döküp kendini yaktı ve öldü. Birkaç gün sonra aynı yerde bu sefer nişanlısı bileklerini kesip ölmeye kalkıştı. Bütün bunlar, bu ülkede yaşanıyor. Hayat şartları çok ağır. Televizyondaki şiddet ve cinsellik içeren yayınlar insanları etkiliyor. Bir de tüketilen alkol oranını düşünürseniz benimle aynı fikirde buluşursunuz. Şimdi bu insanlar, "memleketin bakanı bile işin içinden çıkamayıp intihar etti, biz ne yapalım" demezler mi? Zaten belki de bu düşünceler içinde sayın bakanın eşi olay gecesi intiharı reddetti ve masum bir yalan söyleyerek "bir kaza oldu" dedi. Dilerim Hikmet bey çok kısa bir süre içinde eski sağlığına kavuşur. Yalnız doktorunun ve Başbakan sayın Bülent Ecevit''in söyledikleri de beni biraz sıkıntıya soktu. Öyle açıklamalar yaptılar ki sanki birkaç gün önce otuz sekiz kalibrelik bir silahı çenesinin altına dayayan ve tetiği sıkan bir insan hepimizden daha sağlıklıymış gibi böyle bir şey mümkün olabilir mi? Elinizi kesseniz acısı, sızısı günlerce sürüyor. Kurşun dili parçalamış, kemiğe çarpmış ve burun bölgesinden dışarı çıkmış. Ama hasta ertesi gün turp gibi! Dedim ya, en iyi niyetlerle söylediğiniz sözleri bile iyice gözden geçirmek lâzım. Şimdi bana kızanlar olabilir ama aslına bakarsanız intihar eğilimi göstermek, sağlıklı olmayan bir psikolojik durumu gösterir ve bu tip insanların psikiyatristler tarafından tedavi edilmesi lazımdır. Aksi takdirde aynı yola başvurmaya kalkışabilirler. Bu çerçevede sayın bakanın göreve devam edip etmeyeceğini merak ediyorum.
SÖZÜN ÖZÜ Son pişmanlık fayda etmez
LEVHA Sakınan göze çöp dokunur.

