Kaydet
a- | +A

Şu anda hissettiğim gibi yazsam ne kadar karamsar olduğumdan dem vuracaksınız. Halbuki ben artık hiç şikayet dinlemek istemiyorum. İnsanoğlunun en baskın isteklerinden birisi beğenilmek arzusudur. Herkes yaptığı işler ya da yaşama biçimi ile takdir toplamak peşindedir bir anlamda. "Marifet iltifata tabidir" derler bilirsiniz.

Dünyanın en yetenekli ya da en güzel insanı olun kimse bununla ilgili tek kelime etmezse kendinizi berbat hissedersiniz. Ve kendini berbat hissetmek berbat bir durumdur. Hayatım boyunca binlerce kez böyle hissettim ben. Şu anki durumum da bu. Güçlü olmak, özelliklerinin farkında olmak falan kâr etmiyor. Çok şükür bir kağıdım, bir kalemim ve sizler varsınız. Bunlar da olmasa kendimi iyice lüzumsuz ve işe yaramaz bulacağım. Dışarıdan nasıl görünürseniz görünün içinizin neye benzediğini ancak siz bilirsiniz. İnsanı sıradan olmaktan çıkartan birtakım uç noktaları hep bedele dayanıyor. Diyelim ki müthiş bir bestecisiniz. Sizi notaların arasında dolaştıran ve daha önce başka hiç kimsenin yazamamış olduğu eserleri yazdıran aslında sizin ekstreminizdir. Ve bu dünyada karşılıksız en ufak bir şey olmadığına göre sizi siz yapan bu ekstreminizin de bir bedeli olacaktır. Genellikle karmaşık ruh yapınız ve melankolik yaşamınızla ödersiniz bedeli. Diğer insanlar gibi yaşayamazsınız. Onların sahip oldukları sıradan huzura sahip olamazsınız. Yalnızlığa mahkum olursunuz. Gün gelir kendinizle geçinemez ama kendinizden kaçamazsınız. Başka insanların dinlerken derin haz aldıkları besteleri yapan siz, o parlak yeteneğinizle kendinizi sefil hissedebilirsiniz.

Hem sıradan yaşayıp hem de uç noktalarda dolaşabilen kimseyi tanımadım bugüne kadar. Bu, tarihte de böyle günümüzde de. Zahire aldanmamak bu yüzden önemli. O bayılarak izlediğiniz güçlü, zengin ve güzel insanların evlerinde nasıl olduklarını bilmediğinizi hatırlayın. Çoğunun yakınları geçimsizliklerinden ve kaprislerinden yakınır durur. Halbuki o davranışları kapris olarak değerlendirmek yanlıştır. Onlar sadece farklıdır o kadar. Kendilerini özel hissederler ve takdir için yaşarlar. Sanatçıların "alkış" saplantısı budur. O hayranlıkla bakan gözleri üzerlerinde görmeyince yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Ve bunu göze alamazlar.

Yine nereden nereye geldik. Sakın bu satırları kendimi kastederek yazdığımı düşünmeyin. Benim öylesine parlak bir yeteneğim yok. Olmasını ister miydim? Bilmiyorum. Ama kendimi berbat hissettiğim doğru. Kaç kere kaybedip baştan başladığımı hatırlayamıyorum artık. Her defasında "artık gücüm kalmadı" diyorum. Sonra nereden çıktığını bilemediğim bir enerjiyle yeniden umut etmeye başlıyorum. Ama bundan memnun değilim. Belki de korkmak daha doğru. Korkarak sinmek ve artık risk almayarak en azından sükunete erebilmek daha olumlu. İş, büyük sözler etmeye gelince hepimiz atıp tutuyoruz. Ama cesur olmanın bedeli ağır. Ben artık cesaretten de risk alıp kaybetmekten de yoruldum. Ve bu kez o enerjiyi karşımda bulmak istemiyorum. Kaybetmeye mahkum olduğumun bilincinde sakin yaşamak istiyorum. Şu anda bana hayat güzel, kuşlar uçuşuyor, güneş parlıyor tipi sözler söylemeyin. Bunların hepsini biliyorum. Ve ne yazık ki bildiğim başka şeyler de var. Mesela kendimden pek hoşlanmadığım gibi. Yarın bu değişir. Bu da geçer. Ama geçinceye kadar ne çekeceğimi de biliyorum. Ve bilmekten bazen nefret ediyorum. Boş bir çuval gibiyim ve klasik baş ağrım pek de özlenmeyen yüzünü gösterdi. Bari sizin başınızı ağrıtmayayım ve moralinizi bozmayayım. Unutmayın hayat güzel, kuşlar uçuşuyor ve güneş parlıyor!

SÖZÜN ÖZÜ Mutluluk ve güzellik yan ürünlerdir.

LEVHA Sanat olmasa gerçeğin kabalığı katlanılmaz kılardı dünyayı.