"Maximus! Maximus! Maximus!" diye inleyen o muhteşem arenayı görmek zorundasınız. Binlerce Romalının kan isteyen vahşetini içinize sindiremeseniz de, haşmetli bir Sezar''ın bu denli soysuzlaşabileceğini tahmin etmeseniz de o eşsiz filmi kaçırmamalısınız.
Gladyatör bir baş yapıt. Hollywood''un bütün zamanlarda övündüğü Kleopatra''dan sonra yapılan ve o filmi tahtından indirme gücüne sahip bir sinema şöleni. Yazın geldiğini ve güneşin parladığını biliyorum. Canınız sinema salonuna tıkılıp kalmak istemeyebilir. Hele de bu filmin süresinin normal standarttan biraz uzun olduğunu öğrendikten sonra. Ama inanın değer. Köstebek filmindeki rolüyle Oscar''a aday olan Russel Crowe "Gladyatör"de oyunculuğunun zirvesinde. General Maximus olarak karşımıza çıkan Crowe daha filmin başında seyirciyi davasına ortak ediyor. Filmde ayrıca "Şeytanın Avukatı"ndan tanıdığımız Connie Nielsen, "Amistad"dan hatırladığımız Djimon Hounsou da rol almışlar. Commodus''u oynayan Joaquin Phoenix ise adeta bir dahi. Bir oyuncu bu kadar rolüne hakim ve inandırıcı olabilir. Bana kalırsa aktörlük anlamında bir çok yerde kahramanımız Crowe''nin önüne geçiyor. Konuya gelince... Benim gibi Asterix hayranı olanlar yabancılık çekmeyeceklerdir. Tipik bir antik çağ anlatımı ve bütün haşmetiyle, zenginliği ve entrikalarıyla bilinen eski Roma. Filmin içinde bir çok defa "Roma is mob" ifadesi kullanılıyor. Yani Roma demek ayak takımı demektir. Girdiği bütün savaşlarda askerler yorgun ve aç olsalar dahi galip gelen korkusuz ve dövüşmeyi iyi bilen general Maximus aynı zamanda o günlerin Sezar''ı tarafından çok sevilmektedir. Fakat Sezar artık çok yaşlanmıştır ve hastadır. Ölümün her an gelebileceğinin farkındadır. Bir oğlu ve bir kızı vardır Sezar''ın. Kızı daha önce evlenmiştir ve bir erkek çocuk doğurmuştur. Sağlam bir karakteri vardır ama kadın olduğu için yerine kızını getirmesi mümkün değildir. Oğluna gelince... Psikolojik rahatsızlıkları olan fazlasıyla hırslı ve acımasız bir insandır. Adil değildir, okumaktan ve düşünmekten uzak bir yapısı vardır. Ve hayatta tek arzusu Sezar olarak tahta geçmektir. İyi bir lider olan yaşlı adam oğlunun bu iş için uygun olmadığını bilir ve her şeyi göze alarak general Maximus''u Sezar yapmaya karar verir. Bu aynı zamanda kendi ölüm fermanını imzalaması anlamına gelecektir. Olaylar böyle başlar ve yönetmen filmi ince ince örer adeta. Sözü edilmesi gereken bir başka konu da filmin müzikleri hiç kuşkusuz. Besteci filme müzik yapmamış. Filmi bestelemiş. İnanılmaz bir başarı. Duyduğum en iyi film müziği ve kadın sesi. Zaten bu bir tesadüf değil. Yönetmen Ridley Scott her dalda olduğu gibi müzikte de bir "en iyi" seçmiş. Besteci Hans Zimmer ile besteci/müzisyen Lisa Gerrard ortak çalışmışlar.
Zimmer, yaptığı film müzikleriyle yedi kez Oscar''a aday gösterilmiş bir isim. Tüm zamanların en çok satan soundtrack''lerinden "The Lion King" ile de Grammy, American Music, Golden Globe ve Academy ödüllerini kazanmış, bu işin piri bir müzik adamı. Lisa Gerrard''ın büyüleyici sesi ise unutulmaz. Filmin epik yapısını ve dönemin karanlığını yansıtan ve insanın damarlarını büzen üç orkestra parçası var. "Patricide", "Elysium" ve "Am I Not Merciful?" Başka ne söyleyebilirim?
İzleyin ve görün.
Sözün Özü Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankılanır.
L E V H A Ölüm hepimize gülümser. Yapılacak tek şey ona geri gülümsemektir.

