Kaydet
a- | +A

Hayat içi boş bir torba gibi yığılıyor bazen bir kenara. Bütün çırpınışlar, bütün çaba ve umutlar köşelerine çekilip bekleşiyorlar. Neyi beklediklerini onlar da bilmiyorlar. Belki sizin bir kez daha silkinip kendilerini çağıracak kadar neşeli olmanızı bekliyorlardır. Moral denen karışım kolay elde edilmiyor. Birçok faktörün, gereken dozda elinizin altında olması lazım. Biraz mutluluk, biraz heyecan, biraz bolluk derken takım tamamlanıyor. İşte o zaman yapraklar daha eşsiz, hava daha ılık ve insanlar daha güzel görünüyor gözünüze. Hava karanlık ve yağmurlu olsa bile siz beğeniyorsunuz. Çünkü o anda kendinizi beğenir halde oluyorsunuz. Kendinizi sevdiğinizde bütün insanları ve hayatın bütün sürprizlerini sevmek mümkün oluyor. Pencereden baktığınızda gördüğünüz sokak aynı sokak bile olsa moraliniz yüksekken daha çekici ve gizemli geliyor. Semtinizin uyuşuk köpeği geçerse onda dünyanın bütün köpeklerinden daha özel bir şeyler varmış gibi hissediyorsunuz.

Ama moraliniz bozuk olduğunda... Orasını anlatmak bile sıkıcı. İşte aynen ilk satırda yazdığım gibi hayat içi boş bir torba misali yığılıyor bir kenara. Bu "bir kenar" genellikle sizin üstünüz oluyor. Birdenbire dünyanın ağırlığı omuzlarına yerleşiyor. Kaçacak delik ihtiyacı duyuyorsunuz ama kımıldayacak gücünüz olmuyor. Böyle zamanlarda en çok sinirime dokunan telkin "senin güçlü olman lazım" cümlesi. Ne gücü? Onu bulsam zaten kendimi böyle berbat hissetmem. Bazı insanlar tanıyorum. Onlar her şart altında mutlu olmayı başarıyorlar. Belki de hayatı benim kadar çok didiklemiyorlar. Benim kadar çok takılmıyorlar duygulara. Onlar daha rasyonel bakabiliyorlar meseleye. Hayata haddini bildirip "sen işte bu kadarsın, fazla bir beklentimiz yok çünkü beceremezsin" diyebiliyorlar.

Ben de deniyorum, olmuyor. Yılların saplantısı var yanımda. Bir türlü onlardan ayrılamıyorum. Bu saplantılara bir de yüzyıllardır vücutlar arası gezinti yapan genetik şifreleri eklerseniz çaresizliğimin boyutlarını daha rahat anlarsınız.

Bu tip yazılarda hep birinci tekil şahıs kullanmama aldırmayın. Aslında yapmak istediğim suçu üstlenmek. Biliyorum ki okurken siz de aynı tuzaklara düştüğünüzü ayırt edeceksiniz.

Çünkü bizlere hep vermek öğretildi. Diğer insanlardan ya da hayattan bir şeyler istemek ayıp gibi gösterildi. Böylece edilgen bir toplum haline geldik. Bugün içinde bulunduğumuz psikolojik ve sosyo-ekonomik tablonun renkleri, başkalarının işine yarayacak şekilde seçildi. Başkalarını mutlu etmeyi görev bildiğimiz için sıra bir türlü bize gelemedi.

Bu zavallı bir tablo. Ve bu zavallı tablonun içinde yer alan figürlerden birisi olmak bazen zor geliyor.