Yani "bay hiç kimse". Her kadının düşü, aynı zamanda her kadının kâbusu. Herkesin bir "Mr. Nobody"si bulunur. Bu hem herkestir hem de hiç kimse. Zaten bütün sorun da burada başlar ve biter. Var olmayan bir şey yok da olamayacağından, insan hem var hem yok çizgisinde sıkışır kalır. Biraz karışık göründüğünü biliyorum. Ama hayatın kendisi karışık değil mi zaten? Yaşadıklarından memnun olan hiç kimseyi duymadım şimdiye kadar. Bütün insanların, kurdukları cümleyi kesecek ve işin içine olumsuzluk katacak bir "ama"sı vardır. Belki de hayatın sırrı burada gizli. Birşey beklediğinde bulamamayı göğüsleyebilmek ya da bir şey beklemeyecek kadar tok gözlü olmak. Her iki durumda da derin bir cesaret gerekiyor tabii.. Dönelim "Mr. Nobody"mize Bu, kadınların hayallerini kurduğu ve bir ömür boyu beklediği bir beyaz atlı prenstir. Gerçekte böylesine kusursuz bir erkek, bir insan ya da bir ilişki bulunmaz. Ama insanoğlu beklemekten bir türlü vazgeçmiyor. Bu beklenti tadında bırakılırsa sorun olmaz. Fakat doz aşılıp, var olanları gölgelemeye başlarsa, o sıkıntı olur. Hiçbir hayal, gerçekleri yaşamaktan alıkoymamalı kişileri. Hiçbir hayal gerçeğin önüne geçememeli. Hayaller, hayatı daha yaşanılası kılan bir doping etkisinde olmalı. Herşeyin doz aşımında olduğu gibi bunda da aşırıya kaçmak insanı geriye dönmesi zor bir yola sokar. Yerleşik geyik muhabbetli literatürünün ilk sırasında şu günlerde "milenyum geyiği" var. Bir bin yılı bitirip yenisine başlamak milleti heyecanlandırıyor. Ve bu heyecan arasında, ben bir habere rastlıyorum. Habere göre uzmanlar, zaman diye bir şeyin var olup olmadığından emin değillermiş. Zamanı, günlük seferlerin düzeninin akmasamaması için gemicilik şirketlerinin ürettiği bir çözüm yolu olarak değerlendiriyorlar. İşin içinde yine para ve ticaret var anlayacağız. Seferler aksamasın diye bulunmuş olan bu yöntem, şu anda hepimizin hayatını yönlendiriyor. Hz. İsa''nın doğumunu başlangıç kabul eden, bugün kullandığımız takvim sistemi, yine insanların tercih ettiği bir hesaplama biçimi. Yani bir anda onu "yok" sayabilirsiniz. Güneşin doğuşu ve batışı sayesinde gece ile gündüzü ayırd etmemiz mümkün tabii. Ama coğrafi konumları nedeniyle altı ay gece, altı ay gündüz yaşayan ülkelerin halkları ne yapacak? Kısacası bir hesaplama yöntemi kullanmamız son derecede gerekli. Ama bütün hayatımızı buna bağlamak çok akıllıca değil. İlla ki 2000 yılında evlenmek ya da mutlaka 2000 yılında çocuk sahibi olmak gibi eğilimler bana saçma geliyor. Çünkü insan icadı olan zaman kavramı eğer yoksa o zaman 2000 yılı ne demek oluyor ki? Tıpkı Mr. Nobody gibi. Olmasını istediğimiz için olduğunu varsaydığımız bir hayal zaman da. 2000 yılı da. Belki aşk da... Her şeyi olduğu kadarıyla önemsemek belki bizim gibi sıradan kullar için tek mutluluk formülüdür, kimbilir?
Sözün özü Barış bakanı, savaş çıkarsa vurulmalıdır.
LEVHA Parlak bir beyin, besinini ineklerden alamaz.

