Kaydet
a- | +A

Ben bu Bill Clinton''ı çok sevdim. Türkiye''ye gelmeden önce hakkında çok net bir fikrim yoktu. Daha ziyade karısı Hillary Clinton ve başına açtığı iş Monica Lewinsky ile ilgilenmiştim. Zaten bütün dünya öyle yapmıştı. O gürültünün arasında Bill Clinton''ın kendisini nasıl hissettiğini düşünmek aklıma bile gelmemişti. Ama tabii bütün bunlar sonuçta onların özel meseleleriydi ve bizler için magazin anlamından öte bir değeri yoktu. Şimdi ülkemize yaptığı ziyaret sebebiyle Başkanın lider vasıflarını ve karizmasını yakından inceleme fırsatı bulduk. Gerçek şu ki o tam bir lider. Beyazlamış saçlarına rağmen genç yakışıklı, dinamik, duygusal ve zeki. Diyeceksiniz ki bu sayılanların çoğu Başkanın dış görünüşüyle ilgili. Doğru. Ama unutmayalım ki milenyumda artık dış görünüş çok önemli. Ve bir başka gerçek de şu, testi içindekini sızdırır. Amerikan sisteminin çok iyi işlediğine bir başka örneğe daha şahit olduk bu arada. Başkan kredi ile ilgili söz verdi ertesi gün sözü Amerika tarafından onaylandı. İşte bu güç demek. Amerika''nın Başkanına saygı duyması demek. Bir insanı laf olsun diye seçmediklerinin ve seçildikten sonra da görevi süresince desteklemeye devam ettiklerinin somut örneği. "Yahu bizim başkan gitti, Türkiye''de birtakım sözler verdi ama bu doğru bir davranış mıydı? Biz bir komisyon kuralım da birkaç yıl bunu görüşüverelim" demediler bizde olduğu gibi. Bu şartlarda başkan da başkan olduğunun bilincinde ve nasıl bir sorumluluk taşıdığının farkında. Bu durumda Amerikan halkına özenerek bakmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. Birtakım göstermelik kişilerle vakit kaybetmeden başkan da olsa insanın insan olduğunu bilerek devamlı ilerliyorlar. Dünyanın en genç ülkesi olmalarını kompleks haline getirmiyorlar. O tip saçmalıklar bizim gibi ülkelerin tesellisi. "Dolar dünyanın en geçerli parası, dünya dili İngilizce ama Amerika daha şurada kaç yüz yıllık geçmişe sahip ki" gibi züğürt tesellileri. Bu AGİT beni hiç ilgilendirmeyecekti. Biliyorsunuz gündemle ve siyasetle alakalı yazmaktan hoşlanmıyorum. Zaten hangi gazeteyi açsanız aynı konularla ilgili haber ve yorumlara rastlıyorsunuz. Yağmurdan, her yerde polis görmekten ve çıldırtıcı trafikten bıktınız usandınız. Dolayısı ile bir de benim konu hakkındaki fikirlerimle uğraşmanız zahmet etmekle eş anlamlı olacak. Ama yine de bu Başkan meselesi öyle geçiştirilecek gibi gelmedi bana. Doğrusu hiç de Amerika hayranı falan değilim. Hatta pek çok okul arkadaşımla Amerika''da okuyup okumamak konusunda ters düşmüşümdür. Ve sonuçta tercihimi Türkiye''de eğtim görmekten yana kullanmışımdır. Daha da ileri giderek durmadan Amerika ile ilgili anılarını anlatanlarla dalga geçmişimdir. İtiraf edeyim şu anda Başkanla da dalga geçebiliyor olmayı isterdim. Ama bütün art niyetime rağmen olmadı işte. Çünkü Başkan hakikaten Başkan. Saygı duymaktan başka çare kalmadı. Amerika''yı dünyanın süper gücü yapan bu işte. Sadeliği ve başarıya olan inancı. Ve kimse darılmasın ama tercihlerini gençlikten yana kullanıyor olması. "Gençler bilebilseydi, yaşlılar yapabilseydi" der bir söz. Doğrudur. Gençler bilmeyebilir. O takdirde yaşlılar danışmanlık yapabilir. Ben kendimi bildim bileli siyaset sahnesinde hep aynı starları izliyorum. Bir defa değişiklik oldu ve rahmetli Özal geldi. Onun dışında değişen isim yok. Sağ olsunlar, yaşarken hiçbirinin emekli olmaya niyeti yok. Mesela benim çok beğendiğim bir lider İsmail Cem varabileceği en yüksek kademede. Sistem başarılı olabilecek yenileri öğütüyor adeta. Bir başka isim Besim Tibuk. Son derecede önemli fikirleri olan çağdaş ve yenilikçi bir lider adayı ama hepimiz hatta kendisi de biliyor ki fazla şansı yok. Çünkü köşeler tutulmuş bir defa. Sonuç ne peki? Sonuç şu; onların başkanı başarılı olacak biz alkışlayacağız. Uzun zamandır yaptığımız gibi kendimizi onlardan bileceğiz (!).

SÖZÜN ÖZÜ Kimse atlattığınız fırtınaları sormaz. Herkes gemiyi geri getirip getirmediğinize bakar.

LEVHA Boş kafa, olmayan kafadan daha kötüdür.