Şimdiye kadar yazdığım yazılara şöyle bir baktım demin. Günlük yazı yazmak bir anlamda günlük tutmak gibi bir his. O gün hayatla ilgili sizi ne etkilemişse onu yazıyorsunuz. İşin güzel tarafı, bunu binlerce kişi okuyor. Okurlarımdan aldığım tepkilere bakılırsa, aynı gün aynı şeyleri hissettiğim bir çok insan var. Pek çoğu "sanki beni yazmışsınız" diyor. Bu cümle beni çok mutlu ediyor. Çünkü eğer "sanki sizi" yazmışsam o zaman hedefime ulaştım demek oluyor. Türkiye, gündemi hep renkli bir ülke. Dolayısı ile her güne bir konu mutlaka çıkıyor. Mesela bugün bu yazıyı yazmasam, Salı gecesi oynanan Beşiktaş maçını yazabilirim. Ya da Fenerbahçe ve onun bitmek bilmeyen problemlerini masaya yatırıp uzun bir yazı çıkartabilirim. Bir başka olası konu ise başrolünü Metin Akpınar''ın oynadığı "Abuzer" isimli film ve İbrahim Tatlıses''in bu filme gösterdiği tepki. Bakın azıcık düşününce bir günle ilgili neler çıkıyor. Listeyi istediğiniz kadar uzatmamız mümkün. Mesela Sydney Olimpiyatları, köşe yazarları için servet niteliğinde. İstek olduktan sonra konu bulmak çocuk oyuncağı. Ama ben farklı bir şeyler yazmak istiyorum. Kimsenin yazmadığı, daha çok yüreklerinize hitap edecek cümleler. Hayatın kimse için toz pembe olmadığını ama bunalıma girecek kadar zor da olmadığını anlatmak istiyorum. Bir şekilde sizinle iletişim halinde olmak, paylaşmak niyetindeyim. Yoksa oturduğum yerden ahkâm kesmek hiç de zor değil. İletişim deyince aklıma gelen Hot-mail oldu hemen. Sevgili arkadaşlar, bana Hot-mail ile gönderdiğiniz mesajları cevaplayamıyorum. Bunu daha önce de yazmıştım. Küçük bir hatırlatma, aklınızda bulunsun. Hepimizi ilgilendirecek önemli konu ne olabilir? Bugünkü hissiyatımla verebileceğim tek cevap var: Zaman! Bunaldığımda karşıma geçip "üzülme, zamanla hallolur" diyenlere sinir olurum, doğru. Ama işin açıkçası zamanın her problemi hallettiği bir gerçektir. Hiç geçmeyecek sandığınız acıları geçiren, hiç bitmeyecek sandığınız aşkları bitiren zamandır. Haklıyı haksızdan ayıran, her taşı yerine oturtan zamandır. Hayatınızı şöyle bir düşünün. Kendinizi çaresiz hissettiğiniz kaç tane olay yaşadınız şimdiye kadar ve kaç tanesi ilk gün ki şiddetini koruyor? Kaç kalp sancısı hiç azalmadan sürüyor? Ama dürüst olun, kendinizden bir şeyler saklamaya çalışmayın. Siz de biliyorsunuz ki hayatta geçici olmayan tek şey inanç ve sevgidir. Bu iki olgu da hayat bitse bile devam eder. Onun dışında makam, para, gençlik, güzellik ya da bunların tam tersi durumlar geçer gider. Bir kaç gün önce bir kabir ziyareti yaptım.
Günü geldiğinde beni kimlerin nasıl ve nerede toprağa vereceklerini merak ettim. Nasıl hissedeceğimi, kabir hayatını ve sonrasını düşündüm. Kendi sonumu beklerken geçirdiğim zamana hayat dediğimi bir kez daha gördüm. Bütün bunlar beni korkutmuyor, hayır. Tam tersine bunları unutmaktan korkarım. Ben bunları düşünürken oradaki görevlilerden birisi kendi kendine konuştu... Ölüm de var! Evet, söylediği cümle buydu. Ölüm de var. Bunu birkaç kez üst üste tekrar etti. O söylerken ben dinledim. Çok basit gibi görünen bu cümle hayata ait bütün sırları içeriyordu. Nasıl yaşadığımız, nasıl öleceğimizi belirliyor. Hayatın var oluşu gibi ölüm de var. İkincisi daha uzun sürüyor. O zaman hangisi gerçek, bunu düşünmek gerek. Bu satırları karamsarlık olarak algılamayın. Aksine bugün keyfim çok yerinde. Zaten amaç bu. Keyif yerindeyken bunları bilmek.
SÖZÜN ÖZÜ Cehalet masum olamaz.
LEVHA Güzellik şefkatle yaşar.

