Kaydet
a- | +A

Dünyanın köşe dönümlerinden birindeymişiz gibi hissediyorum. Önce güneş tutulması, Ramazan, sonra yepyeni bir yüzyıla girme heyecanı. Ve tabii bu arada sadece Türkiye''yi değil dünyanın pek çok yerini sarsan depremler. Doğal olarak bu kadar değişiklik ve sarsıntı, ruhların da huzurunu bir ölçüde kaçırdı. Ama sonuç olarak her yeni başlangıç yeni ümitleri de beraberinde taşıyor. Düşünün 1800''lü yılların 1900''lere dönüşünü yaşayan nesille biz aynı ortak heyecanı paylaşacağız. Hem de aradan geçmiş olan koskoca yüzyıla rağmen. Bu açıdan bakıldığında şanslı buluyorum kendimi. Son zamanlarda üst üste yaşadığımız felaketler elbette hepimizin keyfini kaçırdı ve 2000 yılına gireceğimizi unutturdu. Ama işte bütün ihtişamıyla mübarek Ramazan geldi ve umutları da beraberinde getirdi.

Onbir ayın sultanı hakikaten kendisine özgü bir koku taşıyor. Günlük hayatında dini görevlerini harfiyen yerine getiremeyenler bile bu aya saygı gösteriyor ve böylece diğer zamanlarda çok fazla sahip olamadığımız bir makro paylaşıma ulaşabiliyoruz. Bu da azımsanacak bir şey değil. Sonuçta bu topraklarda, aynı gökyüzünün ve güneşin altında hep birlikte yaşıyoruz. Aynı kanunlarla yönetiliyor, aynı zam ve vergilerden etkileniyoruz. Biz aslında günün her saatinde farkında değilsek bile birbirini seven ve birbirine bağlı bir milletiz. Her ülkenin sahip olmak istediği bir özelliğe sahibiz. Biz bir ulusuz. Türkiye''yi ve Türkler''i özel kılan işte bu fark. İlkokul sıralarından itibaren bütün Türk çocuklarına vatanseverlik öğretilir. Ben şehit annesi olmanın erişilemez bir şeref olduğunu henüz yedi yaşındayken öğrenmiştim mesela. Vatan hainliğinin affedilmeyecek bir suç olduğunu da aynı yıllarda beynime kazımıştım. Şimdi de bütün yufka yürekliliğime rağmen vatan hainlerine asla acımam. Çünkü bazı suçlar vardır ki affı mümkün değildir. Bu bağlamda meşhur Öcalan davasını çok iyi değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ülkemiz çok ciddi bir virajı almak üzereyken hepimizin gelecekteki refah ve mutluluğunu düşünmemiz gerekiyor. Genel olarak idam cezasına bakışım olumsuz. Çünkü bir suçluyu aynı yöntemi kullanarak cezalandırmak mantığına katılmıyorum. Sonuçta kanı kanla temizleyemezsiniz. Kan ancak suyla yani daha temiz, daha pürüzsüz olanla ve saflıkla temizlenir. Tabii terörist başının durumu kamu vicdanını rahatsız eden çok özel bir durum. Evladını kaybetmiş binlerce bağrıyanık anaya bunu izah edemezsiniz. O yüzden bu konuda karar vermek zorunda olanlara Allah yardım etsin diye düşünüyorum. İtiraf edeyim eğer ben bu kararı vermek zorunda olsaydım Türkiye''nin dünya üzerindeki durumunu göz önünde bulundurur ve idamını imzalamazdım. Bunun yerine bunca acıya sebep olmuş bir varlığı, kötü örnek olarak sergilemeyi tercih ederdim. Tabii yine bu konunun uzmanlarının bilip bizlerin bilmediği birçok detay vardır ve en doğru karar verilecektir. Benim Türk adaletine güvenim tam. Onun ötesinde ilahi adaletin asla şaşmayacağını da yüreğimde biliyorum. Tek dileğim yaşamıyla Türkiye''yi çeşitli acılara sürüklemiş olan bu kişinin ölümüyle de zarar vermemesi. Nereden nereye geldi söz. Benim asıl değinmek istediğim konu Ramazan''ın kendine has tınısı ve kokusu. Hiç fark ettiniz mi bilmiyorum ama Ramazan kendine özel, diğer aylarda rastlamadığım hoş bir kokuya sahip. Hem Türk hem Müslüman olarak doğmakla çok şanslıyız. Tabii diğer dinlere mensup olanların inanç ve adetlerine de saygılıyız ama bizi biz yapan özelliklerin, nimetlerin ayrımında olmalıyız ki şükredebilelim. Akşam ezanı okunup da bir yudum su ya da bir hurma ile orucumuzu açtığımızda kalbimize dolan o eşsiz huzur, inşallah hayatımızın her dakikasına siner.

Sözün özü Güneşe bakan gölgeleri seçemez.

LEVHA Gerçek, bir taş kadar sert, bir gonca kadar narindir.