Kaydet
a- | +A

İnsanın kendisiyle başbaşa kalması ve duygusal muhasebe yapması kadar tehlikeli bir şey olamaz. Günlük telaş ve koşturma içinde başını kaşıyacak zaman bulamazken; birdenbire durup "ben ne yapıyorum" diye sorması tehlike sinyallerine "başla" komutu vermek gibi bir şey adeta.

O beklenmedik duraklamada akla üşüşen binbir çeşit fikir ve soru, hayatı bir daha asla eskisi gibi olamayacak bir kisveye büründürür.

Eğer yapılan muhasebe sonucu sevilme karesi eksiyi gösteriyorsa, güçlü bir kaçma ve saklanma dürtüsü boy gösterir.

Küçük bir çocukken kurulan hayaller ne kadar saf ve parlaktır. Büyüklerin harcanmış hayatlarına masum bir acımayla bakıp "Ben asla bu hataları yapmayacağım" diyebilmek, hayatı tanımadan söylenebilecek bir sözdür. Yıllar geçip, davul sesinin ancak uzaktan hoş geldiği anlaşılınca, insanın en kolay harcadığı servetinin hayatı olduğu da yüzde tokat gibi patlayacaktır.

Yüzlerimizde bizi hoş gösterdiğine inandığımız maskelerimizle dolaşırken, gerçek duygularımızın mı yoksa maskelerimizin mi daha inandırıcı olduğunu biz bile karıştırıyoruz.

Yaşamın keskin dişlilerle öğüten sert koşulları, bizleri margarin reklamlarında mutlu mutlu sırıtan konu mankenleri gibi görünmeye itiyor.

Görünmekten "olmaya" fırsat kalmıyor. Bu arada geçen zaman, kendisini hissettirmeden sinsi bir biçimde köşesinden alay ediyor. Bizler boş işlerle ve insani hırslarımızla birbirimizi yerken, yüzlerimiz çizgilerle tanışıyor.

Kalbe gelen vesveseler, endişelerde yardımcı rolleri üstlendiğinde geriye ancak uyuyacak kadar vakit kalıyor. O da eğer şansımız varsa.

Yani eğer uyuyabiliyorsanız.

Başıboş hayallerle ve beklentilerle dolu geçen delikanlılık yılları aslında belki de en verimli dönemler. Hiçbir şey düşünmeden üst üste onbeş dakika yaşayabilmek, bir anlamda çıkılabilecek en uzun tatile eşdeğer.

Soru işaretinin ünlem işaretinden daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sormak, şüphe etmenin doğal sonucu. Ve şüphe etmek aynı zamanda huzura veda etmek demek.

Sıkıntıları sevgilerle geçiştirmek, zehrin dünya üzerinde bulunan tek ve paha biçilmez panzehiri.

Ama gerçek sevgiyi, bir bulan pişman bir de bulamayan.

Çünkü her şeyin bir bedeli var ve değerli şeylerin bedelleri her zaman yüksek olur. Eğer fedakarlık yapmakta cimriyseniz, ancak verdiğiniz kadar alabileceğinizi öğrenmek zorunda kalırsınız.

Başkalarının dertlerine rahat bir edayla "olur olur, bunlar da geçer" derken, kendinizi karşınızdakinin yerine koyamıyorsanız; dertlendiğinizde tek başınıza kalmanız sürpriz teşkil etmemeli.

Yaşarken sorulabilecek önemli sorulardan birisi de "değer mi" olmalı. Bu kadar üzülmeye, bu kadar yıpranmaya, bu kadar endişelenmeye değer mi?

Maddiyatla ölçülebilecek pek çok obje için "değmez" yanıtını bulabilirsiniz ama manevi değerler için karşı soru "değmez mi" şeklinde başkaldıracaktır.

Doğumumuza sebep olan anne ve babalarımızı gün gelip toprağa verirken, zevkle ve neşeyle büyütmeye çalıştığımız çocuklarımızın bir gün bizleri toprağa vereceklerini unutmamak lazım.

Bunu bildiğimiz halde hâlâ çocuklarımızın üstüne titriyor olmamız, gerçek sevginin tarifi.

Her koyun kendi bacağından asılır misali, her insan da kendi tercihlerini yapar. İster sever ve sevilir, ister sevmez ve terk edilir.

Ben hep ilk tercihi yapanlardan olacağım. Umarım...