Şehrin karmaşa ve gürültüsü farkında olmadan bizi tüketiyor. O koşturmanın içinde anlamıyoruz ama biraz uzaklaşıp soluk aldığımızda görüyoruz ki sessizlik diye bir kavram bizden çok uzakta kalmış. İnsan bazen durmak istiyor. Durmak ve dinlemek... Hiçliği, yokluğu duymak... Sonra bu bir çeşit korkuya dönüşmek üzereyken tatlı bir kuş cıvıltısıyla tekrar dünya fikrine alışmak istiyor. Şakımak ve etrafını güzel bir sesle süslemek isteyen kuşun konakladığı ağacın dalı merkez olsa, çiçeklerden çıkan başdöndürücü kokularla başımız dönse ve bütün pislikler, kötülükler, çekişmeler geçmişe karışsa.. İkibinli yılların acele içinde koşuşturan insanları hangi hedef için çalışıyor? Şık bir semtte, en azından alışık olduğu muhitte bir ev almak, dayayıp döşemek için. Ya da belki biraz daha hedef büyütüp evin önüne son model bir otomobil koymak için. Sonra sırada "zor günler" için para biriktirme telaşı oluyor. Bir hayat süresince çalışmak... Çalışmak güzeldir. Oturduğunuz yerde çürüyüp kalmak elbette tavsiye edilecek şey değil. Ama iş çalışmakla bitmiyor. Daha yukarı çıkmaya çabalarken hep birilerini basamak yapmak mecburiyetinde kalıyorsunuz. Amerika kökenli bu yükselme formülünün bir tek anafikri var; acımasızlık. "Düşene bir de sen vuracaksın" tipi bir cümleyi hayat felsefesi haline getirmek zeka olarak algılanıyor artık. Masallarda bahsi geçen çobanlar vardır hani. Onlar tertemiz havada, parlayan güneşin altında, alabildiğince özgür yaşarlar. Özgürlük, kolunda bir çeşit kelepçe niyetine taşınan saatten uzak olmaktır. Benim en yoğun çalışıp da başımı kaşıyacak vaktimin olmadığı dönemlerde bir saat koleksiyonu oluşturmak merakım vardı. Birbirinden şık ve az bulunan saatleri satın alabilmek için çalıştığım saatleri feda ederdim. Bu bir kısır döngü değil de nedir? Dört buçuk yaşındaki kızım geçenlerde gözlerini kocaman açıp kafasını karıştıran bir konuyu bana nakletti. Bakın ben de size aktarayım. Ufaklık diyor ki: "Bizim bahçeyi düzenleyen abiler önce gelip çimler uzasın diye saatlerce çalışıyor, hep suluyorlar. Sonra çimler büyüyor. Ondan sonra da abiler yine gelip bu sefer çimleri kesmek için çalışmaya başlıyorlar. Zaten keseceklerse o zaman neden büyütüyorlar?" Sizce neden? Detaylı düşününce hakikaten anlamsız geliyor. İşte biz, yani bütün insanlık sürekli olarak bunu yapıyoruz. Yıkmak için yapıyor, biçmek için ekiyoruz. Bu arada durup düşünmemiz lâzım. Çünkü bir an dursak çarkın dışında kalıyoruz. Sonuçta yiyeceğimiz bir tabak yemek, gideceğimiz yer bir parça toprağın içi. Bütün bu satırları karamsarlık olarak algılamayın. Tam tersine şu anda keyfim her zamankinden daha yerinde. O çok özendiğim çobanınkine benzer bir hayat yaşıyorum. O renkli ve fazlasıyla hareketli yaşam biçiminden uzakta doğa ile başbaşayım. Alabildiğine tembelim. Şüphesiz problemlerim var. Kimin yok ki? Ama problemli olmak da insanın kabul etmekten başka çaresinin olmadığı bir gerçek. "Hiçbir derdim yok" diyen kimseyi duymadım bu yaşa kadar. Düşüncede tembelleşememek belki de ruhumu yoran. Fakat geri kalanı için kolumu bile kaldırmaya hal bulamıyorum doğrusu. Hep daha fazlasını isteyen nefs beni sıktı. Hem kendiminki hem de tanıdıklarımın nefsleri. Öylece durmak ve solumak, okumak ve çiçekleri algılamak istiyorum. Bende de bulunan ama belki de ehlileşmeyeceğini anlayıp kabullendiğim hırslarım susmalı artık. Basacak bir parça toprak varsa, sevgi bazen saklandığı kuytu köşelerden başını uzatıp güzel yüzünü gösteriyorsa daha ne istenir ki? Parlak çağların köleleriyiz biz. Eşeğe vaat edilen havuç misali bizim önümüze de havuzlu ve bahçeli evler, cipler koyuyorlar. Onları elde etmek için hastalanıncaya kadar çalışıp sonra da hedeflerimizin keyfini çatamıyoruz. Önce gökdelenlerden oluşan siteler inşa edip sonra şehirden uzaktaki yaşamları övüyorlar. İstanbul''un taşını, toprağını altın ilan edip ardından "köyünüz daha sağlıklıydı, dönün" diyorlar. Tüketirken tükeniyoruz. Ben vazgeçtim. Benim köyüm tesadüfen İstanbul. Mecburen köyümde kalıyorum. Ama köle olmak niyetinde değilim. Çoban olacağım.
Sözün Özü Roma''da ikinci olmaktansa köyümde birinci olmak daha iyidir.
LE V H A Dünya yuvarlaktır. Bir gün başladığın yere dönmek zorundasın.

