Paul Auster''ı mutlaka duymuşsunuzdur. Yeni kuşak Amerikalı yazarların belki de en yeteneklisi. Kaleminin inanılmaz bir gücü var. Onun satırlarını okumaya başladığınızda dünyayı unutuyorsunuz. Zaten iyi edebiyatın böyle bir yan etkisi vardır. Size sizi kaybettirir. Okurken sadece kitapta bulunan karakterleri düşünürsünüz. İşiniz, sorunlarınız ve iç dünyanız sislerin ardında kalır. Bu yüzden bunaldığımda hemen kitaplarıma sarılırım. İki ayrı sebeple okuyorum. Birisi yenilikleri takip etmek, diğeri ise her şeyi unutmak için. Dönelim bana göre bir yazın dahisi olan Auster''a. İlk olarak onun Şans Müziği isimli kitabını okumuştum. Ama bu uzun yıllar önceydi. İlk satırlarda biraz sıkıldığımı hatırlıyorum fakat sayfalar döndükçe kendimi kaptırmıştım. Hatta kitap bittiğinde üzüldüğümü hatırlıyorum. O kitapta kullanılan bir motifi daha sonra Ronin isimli bir filmde yakalamıştım. Ronin başarılı bir aksiyon filmiydi. Şans Müziği ile tek bağlantısı, filmdeki önemli kahramanlardan birisinin hayatını minyatür insanlar ve şehirler yaparak geçiriyor olmasıydı. Sözünü ettiğim kitapta da bütün olaylar sürekli minyatür hayatlar kurmaya çalışan iki erkek kardeşi ve onlara bir biçimde muhtaç olan baş kahramanı anlatıyordu. Tabii Auster''ın Türkçe''de yayınlanmış tek kitabı bu değil. Ay Sarayı, Cebi Delik, Duman, Kırmızı Defter, Leviathan, Yükseklik Korkusu, Son Şeyler Ülkesinde, Timbuktu ve Yalnızlığın Keşfi isimli eserleri de dilimize kazandırılmıştı. Bildiğim kadarıyla bu kitapların hepsi Can Yayınları''ndan çıktı. Geçenlerde Buket Uzuner''in New York Seyir Defteri isimli kitabını büyük bir iştahla okurken Paul Auster hakkında bir bölüme rastladım. Uzuner''in anlattığına göre bizim Türkiye''de bayılarak okuduğumuz Auster''ı Amerika''da pek tanımıyorlarmış. Manhattan''da yaşıyormuş ve bizden Orhan Pamuk''la çok iyi arkadaşmış. Bir de ülkemizde onun adına çalışan bir arkadaşı varmış. Bu satırları okuduğumda bir burukluk sardı kalbimi. Dünya ne kadar tuhaf. Ne kadar yetenekli olursanız olun, şansınız ne kadar yaver giderse gitsin kısmetten ötesi olmuyor işte. Kendi adıma
Auster kadar yazabilmek için birçok şeyden vazgeçebilirdim. Ama o buna sahip olduğu halde kendi ülkesine kendisini tanıtamayabiliyor. Her nimetin bir külfeti vardır sözü böyle durumlar için söylenmiş herhalde. Şu anda elimde Timbuktu isimli kitabı var Auster''ın. Henüz başlamadım okumaya. Bir önceki kitabı bitirir bitirmez Timbuktu''ya gelecek sıra.
Birçok insan aynı anda birkaç tane kitabı okuyabildiğini söylüyor. Ben bunu yapamıyorum. O yüzden biri bitmeden diğerine geçemiyorum. Ama doğal olarak ümitliyim yenisinden. Kapağında birköpek resmi var. Zaten arkasındaki tanıtım yazısından anladığım kadarıyla Kemik Bey isimli bir köpek baş kahramanlardan birisi. Doğrusu sabırsızlanıyorum. İpe sapa gelmez onlarca konuya kafamızı takıp canımızı sıkacağımıza mümkün olduğu kadar çok kitap okusak Atatürk''ün hayalini kurduğu muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamız kolaylaşır. Belki bu sayede mecliste kavgalar çıkmaz, milletvekilleri dayak yemekten kurtulur. İddia ediyorum bütün mesele okumak. Kafası çalışan ve sürekli bilgi depolayan insanlar böyle saçmalamaz. Alt tarafı bir kitap işte. Okuyun gitsin...
Sözün Özü Hayat basit olmak için çok kısadır.
LEVHA Ancak durgun su yıldızları yansıtabilir.

