Kaydet
a- | +A

Yeşil reçeteye bağlı olmayan ve günlük hayatımızda pek çok insanın kullandığı Prozac ve benzeri ilaçlar aklımı kurcalıyor. Bu ilaçların kullanımı gerçekten çok yaygın. Kutunun üzerinde "antidepresan" açıklaması var. Bu elbette doğru. İlaç, kimyası sayesinde depresif duyguları bertaraf ediyor. Böylece kişi, lüzumundan fazla yoğunlaşmış olan hüzünden ve benzerî olumsuz duygulardan arınıyor.

İlaç, bunu vücuttaki senatonin hormonunu dengeleyerek başarıyor. Denge sağlandığında, günlük yaşantının omuzlarımıza yüklediği sıkıntıların etkisiyle karamsarlaşan ruhumuz, yeniden normale dönüyor. İyiyi iyi, kötüyü kötü olarak değerlendirme çizgisine çekiliyor ve her türlü uç noktadan uzak, sade bir açıdan kendi yolunu buluyor.

Sonuç olarak, depresyon dediğimiz, insanı tüketen ve yaşama sevincini en alt sınırlara iten tatsız rahatsızlıktan korunmuş oluyoruz.

Peki, her şeyin bu kadar kolay ve toz pembe olması mümkün mü?

Elbette değil. Unutmayalım, burası dünya ve insanoğlu burada sadece mutlu olmak için bulunmuyor.

Şimdi, paketinin içinde sakin sakin kendisini yutacak olan hastayı bekleyen antidepreson hapı düşünelim. Üretildiği ve paketlendiği günden itibaren bu hapın tek beklentisi bir hastayla buluşmak ve üretim amacının doğrultusunda onun rahatsızlığını gidermek... Yani iyi niyet...

Ama o, alt tarafı bir hap. Ve girdiği vücuttaki duyguları birbirinden ayırma yeteneğine sahip değil. Yani hasta, ilacını aldıktan sonra, ilacın çıktığı yolculukta seçim hakkı yok.

Biraz daha açalım konuyu.

Kişi, antidepresanı depresyondan kurtulmak ya da korunmak için alıyor. Ama ilaç, sadece depresif duyguları algılamıyor. Var olan bütün duyguları birden fart ediyor ve görevi gereği hepsini aynı çizgiye çekiyor.Yani hasta anksiyete ya da benzeri duygulardan kurtuluyor ama bununla birlikte diğer duyguları da sıfırlanıyor.

Bunlar mutluluk, heyecan, istek, umut etmek gibi olumlu duygular da olabiliyor.

Kısacası biz bu ilaçları alarak kendimizi hissizleştiriyoruz. Giderek hissedemeyen ama yaşantısını sürdüren prototip insanlar haline geliyoruz. Belki üzüntüden ve yan etkilerinden kurtuluyoruz ama sevinemiyoruz da. Yani her zamanki gibi aldığımızın karşılığını veriyoruz. Bedel ödüyoruz.

Anlattığım şeyin, bir insanı ne hale getirdiğini anlamak için yaşamak gerekir. "Bunca derdimiz varken bize ne depresyon haplarından" demeyin. Giderek hastalanmakta olan bir toplumuz biz. Ve ne yazık ki rahatsızlığımız psikolojik. Bu bir zayıflık değil ama bir gerçek. Dolayısı ile bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek bu ilaçlara doğru sürükleniyoruz. Sonuçta, paket paket sigara tüketmekte bir kaçış işareti. Bu ilaçları aldıkça hissedemez oluyoruz. Bu, bir insanın başına gelebilecek en büyük felaketlerden bir tanesi.

Peki ne yapacağız?

Bilmiyorum. Bilen de yok zaten. İki ucu da sıkıntılı bir değnek bu. Ya depresyonun pençesinde kıvranıp duracağız ya da sakin ama hislerinden feragat etmiş tipler haline geleceğiz.

Ya da kafamızı çalıştırıp yeni çareler üreteceğiz. Artık, hangisi işinize gelirse...