Temmuz ayında F tipi Cezaevi Projesi ile ilgili bir kaç yazı yazmıştım. Hatta böylesine önemli bir konu hakkında yazmadan önce üşenmemiş Ankara''ya gitmiştim ve Adalet Bakanı sayın Hikmet Sami Türk ile uzun bir röportaj yapmıştım.
Öğrendiklerimi yazıya döktükten ve doğal olarak kendi yorumlarımı da ekledikten sonra kıyamet koptu. Bir anda o kadar çok tepki aldım ki ben bile inanamadım. Sanki bu projeyi desteklemek bir çeşit insanlık suçuymuş gibi algılandı. Yazının yayınlandığının ertesi günü İstanbul Barosu Başkanı sayın Yücel Sayman gayet kızgın bir şekilde telefon etti. Böyle bir projeyi nasıl desteklediğimi anlayamadığını ifade etti ve sitemlerini bildirdi. Birdenbire kendimi çok kötü hissetmeye başladım. Bugüne kadar hayatımda desteklediğim tek şey sevgi, barış ve saygı olduğu halde bir fikir ortaya attım diye acımasız ilan edilmek kırdı beni. Zaten hiç ilgi duymadığım siyaset dünyasını bir kez daha bir kenara bıraktım ve beni daha fazla ilgilendiren insan ilişkilerine döndüm. Aylar sonra elime ciddi bir gecikmeyle bir mektup ulaştı. Bayrampaşa Cezaevinde tutuklu bulunan bir okurumun bu mektubu çok etkileyici idi. Anladığım kadarıyla siyasi suçlu olarak orada bulunuyordu. Bana, bilemeyeceğimi düşündüğü bazı olayları anlatıyordu. Gerçekten de yaşamayan bilemez, doğrudur. Çok mantıklı ve kibar bir hitabı olduğu halde mektubun bir yerinde sinirleniyor bana ve sayın bakana ithamlarda bulunuyordu. Hemen cevap yazdım. O günden beri de kendisinden cevap gelmesini bekliyorum. Mektubunu hayatım boyunca saklayacağım. Allah içeride bulunanlara ve yakınlarına sabır ihsan eylesin. Bu konuya dönmemeye kesin kararlı olduğum halde Uşak Cezaevinde yaşananlardan sonra başka çarem kalmadı. Ben hâlâ F Tipi Cezaevlerinin uygulamaya konmasından yanayım. Sebebi ise ortada.
Dışarıya çıkamayacağını bilen, başka bir deyişle kaybedecek hiç bir şeyi olmayan insanları sindirmeniz kolay iş değil. Haydi daha dürüst olalım. Bu imkansız! Ergin kardeşlerin giderek Dalton kardeşlere benzerlik göstermeye başlayan çizgisi, sokaklara dökülerek eylem yapanlara örnek teşkil etmeli. Olaylar sırasında hayatını kaybeden beş mahkumun geride bıraktığı ailelere kim ne diyebilir şimdi? Belki suçluydular ama insanlar ölmeleri için cezaevine konmazlar, ıslah olmaları için konurlar. Halbuki kabul edelim, bu şartlarda Islah olmak şöyle dursun adeta potansiyel suçlar için eğitim görüyorlar. Biz onları topluma yeniden kazandırmak isterken onların büyük bir kısmı daha azılı suçlular haline geliyorlar. Elbette istisnalar vardır. Ama Adalet Bakanının kendisi de genelde yaşananların bu boyutta olduğunu açıkça söylüyor. Bu vaziyette nasıl koğuş sistemine devam edilmesini destekleyebiliriz? Şimdi isyanı bir daha düşünelim. Ergin kardeşlerin bulunduğu koğuştan akıl almaz sayıda silah, mühimmat ve cep telefonu çıktı. Bu malzemenin cezaevine sokulabilmiş olması yeterince büyük bir skandal zaten. Gözünüzün önüne, korktuğu için dama çıkan ve tereddütsüz kendisini boşluğa bırakan mahkumu getirin. Demek ki içeride meydana gelenler damdan atlayıp ölmekten bile daha kötüydü. Sonra Uşak Valisinin yaptığı açıklamayı hatırlayın. Otoritenin nasıl sıfıra indiğini ve Ergin kardeşler nasıl istedilerse her şeyin öyle olduğunu, yetkililerin bu sonucu bile şans olarak değerlendirmek durumunda kaldıklarını kabul edin. Ve sonra hâlâ F Tipi Cezaevlerine direnin. Ben burada mantık göremiyorum, kusura bakmayın. Belki birtakım düzenlemelerle proje daha sevimli hale getirilebilir. Belki sayın Sayman''ın nerede duracağını çok merak ettiği su deposu projede daha belirginleştirilebilir. Ama tamamen iptal edilemez. Adalet Bakanına istifa edip etmeyeceği soruldu. O da buna gerek görmediğini belirtti. Bence de istifa etmemeli. Fakat gün gelip F Tipinden baskılarla vazgeçerse aksini tavsiye edebilirim. Red Kit''i göreve çağıramayacağımıza göre başka çaremiz yok!
Sözün Özü Adalet mülkün temelidir.
Levha Adil olmayan bir millet hür de olamaz.

