Hayatta en şanslı hatta önemli bir sırrı çözebilmiş insanlar, hiçbir şeyi umursamamayı becermiş olanlar. "Beni ilgilendirmez, ne olursa olsun" diyebilen şanslı kullar, ömür boyu mutlu ve huzurlu yaşamayı garantilemiş haldeler. Her konuyu kendisine dert edinen endişeli hatta anksiyete problemi yaşayan benim gibi zavallılar çabuk yaşlanmaya, çeşitli hastalıklarla boğuşmaya mahkumlar. Pekiyi her şeyi dert edinecek kadar kendisini yetkili hissetmek aynı zamanda haddini aşmak değil midir? Detaylı düşünülürse korkarım bu sonuca ulaşmak mümkündür. Meseleye İslami açıdan yaklaşıldığında uzmanlar buna nasıl bakarlar ve ne gibi yorumlarda bulunurlar bilemiyorum ama kul olarak bu bağlamda kendimi biraz rahatsız hissediyorum. Geçen Pazar günü bir sempozyuma katıldım. Konu renkler idi. Renkler, gerçekten ilgi çekici bir dal. İnsan üzerindeki psikolojik etkileri zaten bütün dünyada kabul edilmiş. Sinemada, tiyatroda, makayjda hatta alternatif tıpta etkisine başvurulan, oldukça da olumlu sonuçlar elde edilen bir bilim dalı. O gün orada renkler konusunda daha önceden bilmediğim çok şey öğrendim. Ama daha ziyade dikkatimi çeken, insanların yeterince mutlu olmadıkları, boşluğa düşmüş halleri ve bunun doğal sonucu olarak da umulmadık yerlerde çareler aramaları gerçeği idi. Bir düşünelim. Hayatından memnun, eşini ya da sevgilisini aşkla seven, herhangi bir dertten muzdarip olmayan bir kişi durup dururken tek tatil gününü bir takım uzmanların, itiraf etmek gerekirse sıkıcı konuşmalarını dinlemekle geçirir mi? Bence geçirmez. "Sen niye gittin?" diyenlere cevabım basit. Biraz dost hatırı birazda yalnızlıktan. Çünkü ben her zaman davulun sesinin yakından rahatsız edici olduğunu söylüyorum zaten. Sempozyumu organize eden ve yöneten sayın Metin Yahya Üster, benim saygı duyduğum bir kişi olduğu için destek vermek istedim. Gerçi verdiğim desteğin pek faydasını göremediler ama en azından ben iyi niyetliydim. Neyse, sözü uzatmayalım. Uzun uzun katılımcıları inceledim. İçlerinde hiç hayat dolu, kıpır kıpır birilerini görmedim. Tabii buna ben de dahilim. Herkesin gözü uzaklara dalmış, bir takım beklentilerine karşılık bulamamış, birçok örneğine Amerika''da rahatlıkla rastlayabileceğimiz yalnız insanlar. Amerika, çünkü orada yalnız insan çok. Şimdi dürüst olalım. Bu sıkıntıları gidermenin yolu renklere sığınmak olabilir mi hakikaten? Tabii ki hayır! Ama o insanlar ipi bir yerinden yakalamak zorundalar. Yoksa yaşamlarını sürdürmek için bir neden bulamama riskiyle karşı karşıya kalıyorlar. İşte intiharlar ve cinnet anında işlenen cinayetler böyle çıkıyor ortaya. Hiç eleştirmeyin ve küçümsemeyin. Çünkü bu herkesin başına gelebilecek şanssız bir ruh durumu. Benim altını çizmek istediğim konu ise farklı. İç huzurumuzu bulmak için içimizden başka baş vurabileceğimiz bir yer yok. Bunun yolunu İslamiyet göstermiş zaten. Ellerini semaya açıp, şöyle derinden ve gerçekten inanarak dua etmekten daha etkili meditasyon olur mu? Bunu söylerken meditasyon yapanları, benden farklı inanç taşıyanları, farklı dinlere mensup olanları kınıyorum ya da beğenmiyorum sanmayın sakın. Ben herkesin inancına ve yaşam biçimine saygı duyarım. Ve inancın mantığı olmayacağını savunurum. Bu yüzden dini konuların tartışılmasını da anlamsız ve sonuçsuz bulurum. Ama ortada bir sorun var. Çok sayıda insan mutsuz ve sıkıntılı ve çaresiz. Doğa öfkeli, biz savunmasız ve aciz.
Sözün özü... Dokunmaya kıyamadığınızdır gerçek sevdiğiniz.
Levha... Yaşamak mahkumiyetimizse, saygı duymak tek çaremizdir.

