Kaydet
a- | +A

Saçlara ak düşmeye başladığında oturup düşünmeye başlamanın da zamanı gelmiş demektir. Aynaya bakıp binlerce telin arasından size zalimce bakan o tek beyaz teli gördüğünüzde çanlar artık sizin için çalmaya başlamıştır. İslam alimleri de sık sık saçının beyazlamasından ders almayan insanları örnek gösterip diğerlerini uyarmıştır. Saç beyazlaması, bir açıdan son derecede normal bir biyolojik olaydır. Hatta bu durumun oluşması için yaşlanmaya bile gerek yoktur. Çok erken yaşlarda vücudun genel dengesi doğrultusunda saçlar beyazlayabilir. Ama bilinen seyir izlenirse saç, belli bir yaştan sonra beyazlar. Yani bir yaşlılık belirtisidir. Sanki bağlı bulunduğu kafatasının sahibine "artık ayağını denk al" der. O zamana kadar edinilmiş alışkanlıklara rağmen ayağı denk almak ise bayağı çetin bir iştir. Saçları bembeyaz olduğu halde hâlâ yanlışların peşinde koşmak ise en kibar şekliyle "saflık" olarak değerlendirilebilir. Saçlarımızın beyazlamasına sebep olan başrol oyuncusu, hiç şüphesiz üzüntüdür. Üzüntüyü ise insanlar birbirlerine tattırırlar. Ne akla hizmetle birbirimizi üzeriz, bu vebali alırız bilmiyorum. Ama sonuçta bilerek ya da bilmeyerek üzülürüz de üzeriz de. Arabesk müzik kültürünün klişe dışa vurumu "hayat sen ne hale getirdin beni" ya da "kader utansın" gibi cümleler kurmanın anlamı da yok mantığı da. Çünkü hayat kendi kendine hiç kimseye hiçbir kötülük yapmaz. Hayatı yaşayan insanlardır. Hırsları, sevgileri, nefretleri, açgözlülükleri, hedefleri ve mecburiyetleri ile insanlar... Ve insanlar parayı keşfetmek gibi bir hata yapmışlardır. Para bulununcaya kadar malları takas etmek sistemiyle işleyen günlük hayat, o andan itibaren bir hedef saptamıştır. Ve bu göz alıcı, cazibeli hedef insanların çoğuna insanlığını unutturacak kadar baskın çıkmıştır. Ama tıpkı hayata suç bulamadığım gibi paraya da birşey diyemiyorum. İtiraf edelim, hiçbir banknot, içinde yatmakta olduğu cüzdandan bağırıp bizi kötü yola sürüklemez. Bizlere yanlış seçimler yapmaya zorlayan içimizdeki o malum sestir. O ses, bitmek tükenmek bilmeyen bir şekilde ister. Neyi istediği fark etmez. Buradaki ana fikir istemektir. Daha iyi bir hayat standardı, daha yeni bir araba, daha çok güç vs. İşin tuhafı isteklerimizi elde ettiğimiz halde ses susmaz. İstemeye devam eder. O devam ettikçe biz de canımızı dişimize takmaya ve deliler gibi çalışmaya devam ederiz. Bu uğurda kalp kırarız ya da kalbimizi kırarlar. Gün olur cebimizdeki para bile düşmanımız haline gelir. Çoğalması için uğrunda bir ömür harcadığımız doğa, birdenbire bizi "Etrafımdakiler beni mi seviyor yoksa paramı mı" psikolojisine sürükleyebilir. Bu sefer de yine para bağlantılı bir sebeple saç ağartmaya başlarız. Eski Türk filmlerinde sık sık "parayla saadet olmaz" ya da "bedenimi satın alabilirsin ama ruhumu asla" gibi cümleler kullanılır. Bunların doğruluk payını iyice irdelemek lazım gibi geliyor bana. Evet, beyaz saç telleri kaçınılmaz bir konumda yollarımızın kesişeceği günü bekliyorlar. Bense ikirciksiz sevgiyi bulmayı. Korkarım saçlar kazanacak.

Sözün özü Saygısız sevgi, tuzu konmamış yemek gibidir.

LEVHA Ne kadar ilerlerseniz başladığınız noktaya o kadar yaklaşırsınız.