Kaydet
a- | +A

Saçı başı birbirine karışmış, üzerindeki parlak jarseden yapılma pijama buruş buruş olmuş bir vaziyette salona girdi. Sanki acelesi varmış gibi, her zamanki usulü uygulamayıp, elini yüzünü yıkamamış, kendisine çekidüzen vermeden ailenin diğer üyelerinin yanına zor koşmuştu.

Yüzündeki şişlik ve dinlenmemiş ifade, pek de rahat bir uyku uyumadığını ele veriyordu. Sabah vakitlerinde görülmeye alışılmış o güler yüzünün yerinde yeller esiyordu şimdi.

Ortaya şöyle bir "günaydın" deyip, en yakın kanepenin köşesine ilişti. Oturuşundan bile güvensizlik seziliyordu ki, bu onun için alışılmadık bir durumdu.

Evdekiler, ondaki bu tuhaflığı hemen fark ettiler. Gizli gizli bakıştılar. Herkesin gözünde aynı "ne oluyor" sorusu vardı. Meraklandıkları halde, üzerine gidip bunaltmamak için açıkça soramıyorlardı.

Kahvaltının hazır olduğu haberi ortalığı biraz rahatlattı. En azından diğerleri kendi aralarında sıradan günlük konuşmalar yapmaya başladılar. Gazeteler masaya geldi ve "ihtilal bugün mü olur yoksa yarın mı sence?" tipi sıkıcı politik fikir alışverişleri mecburmuşçasına gerçekleştirildi. Masada kim varsa kendince bir şey söyleyiveriyordu mantıklı olup olmadığına aldırmaksızın. Bir tek onun dışında.

Zaten hiçbir şey yememişti. Elinde bir fincan koyu, sade kahve vardı. Hayatta zevk aldığı birkaç şeyden biriydi kahve içmek. Ama bu sabah keyif aldığı falan yoktu. İş olsun diye fincanı öylesine tutuyordu. Gözleri belirsiz bir noktaya takılmıştı, dalgın dalgın bakıyordu. Konuşanları dinlemediği belliydi.

Birdenbire "dün gece tuhaf bir rüya gördüm" dedi. Demesiyle de suni konuşmalar kesildi. Gerginliği azaltmak için laf olsun diye başlanmış cümleler öylesine bırakıldı. Ve bütün gözler ona döndü. Annesi cesaretini toplayarak "Hayırdır ne gördün?" diye sordu.

"Sanki zamansız, mekansız bir yerdi. Mekan vardı da soyuttu. Ne olduğu, neresi olduğu anlaşılmıyordu. Sadece uzun bir merdiven vardı. Bir sokak merdiveni. Benim bulunduğum yer herhalde merdivenin ortasında bir yerdi. Durduğum yerden ne başı ne de sonu görünmüyordu. Sanki başı ve sonu yoktu. Öylesine uzayıp gidiyordu işte.

Sonra ben merdivenden inmeye başladım. Durmadan iniyordum. Ve kendi kendime "uyanınca bu inişi kötüye yorarım, moralim bozulur, inmesem bari" diyordum. Ama yine de duramıyor, hızla inmeye devam ediyordum. Arada sırada büfelere rastlıyordum ve bunlardan alış veriş yapıyordum, sonra inmeye başlıyordum. Hepsi bu işte "diye bir çırpıda anlattı. Kimse sessizliği bozamadı. Hepsi kendi kafasında yorumlar yapıyordu. Ama kimse rüyayı hayra yormamıştı.

Rüyalar bu evde önemliydi. Birisi kötü bir rüya görse o gün işlerini iptal edip evde otururdu. Bir diğeri doktora gitmezdi. Dolayısı ile anlatılan bu rüya hepsinin moralini bozmuştu. Baba atıldı, "Hayırdır İnşaallah, ama unutma, rüya ile amel edilmez" dedi. Fakat merdiven gözünün önünden bir türlü gitmiyordu.

Sözün özü Diş ağrısı çekenler, dişleri sağlam olanları, yoksulluk çekenler, parası bol olanları mutlu sanır.

LEVHA Az düşünen çok konuşur.