Kaydet
a- | +A

Bazen insanlar birbirlerine öyle acayip sorular soruyorlar ki şaşmamak mümkün değil. Durup dururken, hiç samimiyeti olmadığı bir kişiye, bu da yetmezmiş gibi kalabalığın ortasında "siz ne kadar maaş alıyorsunuz" ya da "ev kendinizin mi yoksa kira mı tipinde, neden sorulduğu ve ola ki cevap alınırsa, o cevabın kimin ne işine yarayacağı belli olmayan, anlamsız sahneler yaşanıyor sık sık. Bu tip sorulara verilecek en uygun cevap, olsa olsa "size ne" olabilir. Fakat nedense sorgulamayı başlatan utanacağına, mağdur durumda kalan utanır ve terleyerek, kekeleyerek ve kızararak muhtemelen doğru olmayan birtakım cevaplar verir. Aslında orada kekeleyeceğine, şöyle gür bir ses tonuyla ve göğsünü gere gere" sana ne, kardeşim" dese ve bu bir alışkanlık haline dönüşse hepimiz daha mutlu olacağız. İnsanın en mahrem konularını çay sohbetlerine meze yapmak, onaylanması mümkün olmayan; hem günah hem de ayıp bir davranış biçimidir. Kulaktan dolma bilgilerle, ağzından çıkanı hiçbir organı tarafından duyulmayan bir pervasızlıkla el aleme sallamak bence suçtur. Çünkü hiç aklınıza gelmeyecek bir biçimde sözkonusu edilen kişiye zarar verebilirsiniz. "Halk arasında" (bu laf da ne demektir bir türlü anlayamadım, bence herkes halktır), buna dedikodu adı veriliyor. Kelimeyi tam ortadan bölersek, ilki "dedi" diğeri "kodu" şeklinde bir manzara çıkar karşımıza. Halbuki medeni yerlerde, "demek" ile "koymak" arasındaki fark bilinir. Şu anda bizi ortak pazara almayan batılı zihniyeti elbette hiçbirimiz hoş karşılamıyoruz. Ama bir kerecik kendimize dikkatle baksak, objektif gözle günlerimizi, sanki film şeridi gibi hatırlasak acaba ne görürüz? İlerlemeyi becermiş ülkelerde, ben asla boş boş oturan insana rastlamadım. Tramvayda yolculuk ederken bile, çantasından çıkarttığı kitabını okuyan ya da kulaklıkla, kimseyi rahatsız etmeden müzik dinleyen, hiç olmadı, gazetesini okuyan insanlar bulunduğuna ise gözlerim, kulaklarım ve yüreğimle şahidim. Komşuyu çekiştirmek yerine oturup kitap okunsa kötü mü olur? Geçenlerde bir okurumdan mail geldi. Diyor ki, "dün sizi sokakta gördüm, yüzünüzde çok makyaj vardı, neden bu kadar çok makyaj yaptınız?" Sana ne? İçimden vermek istediğim cevap bu. Ama edep buna izin vermediği için hiç cevap vermedim. Şimdi düşünelim. Acaba o gün neden fazla makyaj yapmış olabilirim? 1. Moralim bozuktur, keyfim yerine gelsin diye fazla makyaj yapmış olabilirim. 2. Bir televizyon çekimine katılmak için mecburen yapmış olabilirim. 3. Güzel görünmek istemiş olabilirim. Cevap bunlarda hangisi olursa olsun, kimi ne ilgilendirir? Bunlar ayıp şeyler. Günlük hayatımızda kimse tarafından verilmiş bir yetkiyle savcılık yapmaya kalkışmayalım. Fakat benim kafam fena bozuldu. Eğer bir kere daha böyle

anlamsız bir soruyla karşılaşırsam, cevabım şimdiden belli: "Sana ne?"

SÖZÜN ÖZÜ Düşmanıyla dost olabilen güçlüdür.

LEVHA Kaplan öldürür, çakal yararlanır.