Kaydet
a- | +A

İnsanın bazen söyleyecek hiçbir sözü olmuyor. Kocaman bir boşluk, derin bir hiçlik ve tadına doyulmaz bir umursamazlık kaplıyor tüm benliğini. Herhangi bir duygu tezahürü için en ufak bir çaba gösteresi gelmiyor. Sözcüklerin tükendiği her anda aslında her şey tükenmiş oluyor. Yapacak bir şey bulamıyor, çare üretemiyorsunuz. Zaten canınız çare falan üretmek de istemiyor. Öylesine yaşıyorsunuz işte. Günlük program dahilinde yaşıyor, acıkıyor, uyuyor, uyanıyorsunuz. Ses çıkartmaktan öte bir anlam taşımayan konuşmalar yapıyor, size söylenilenleri ise pek dinlemiyorsunuz. Sakın bu anlattıklarımı karamsarlıkla karıştırmayın. Çünkü hiç alakası yok. Bu mutsuzluk değil. Bu, kabulleniş. İdealize ettiğiniz hayatı ya da ilişkileri kuramamışsanız, bunda pek çok faktör etkili olmuştur. Dolayısı ile dövünüp durmak, sürekli şikayet etmek ve hayatı zehir etmek bir işe yaramaz. Hani bazen "pes doğrusu" deriz. Bu bile bir sözdür. Bir biçimde yaşadıklarımız bizi şaşırtmış ya da bunaltmıştır. Etkiye tepki göstermek gibi son derecede insanca olan hakkımızı kullanırız. "Pes". Üç tane küçük harf. Ama yine de üç harf işte. Yani yok değil. Pes etmek bile bir tepki kısacası. İnsanlar arası duygu alışverişi sistemi çökmüş vaziyette. Kimse karşı tarafı fazla düşünmüyor. Kırılmış, gücenmiş, zarar görmüş, ne gam? Bizim müthiş keşfimiz para var. Onu alıyoruz, veriyoruz. Bankaya yatırıyor, bekçiliğini yapıyoruz. Ona sahip olmak için çırpınıyor, her türlü kuralı hiçe sayabiliyoruz. Hatta sevgileri bile satılığa çıkartabiliyoruz. Kalbimizin en gizli saklı köşesinde büyütmeye çalıştığımız, benliğimizin toplamı ve varlığımızın kanıtı olan asıl varlığımızı fiyatlandırarak vitrine koyabiliyoruz. Eskiden "ayıp" diye bir kavram ardı. Eskiden utanabiliyorduk. Ya da birisine ağır bir söz söyleyip utandırabiliyorduk. Bu bir cezalandırma biçimiydi. Ne yazık ki şimdi bu hasletimizi de kaybettik. Kime, ne söylerseniz söyleyin fark etmiyor. Karşınızdaki insanın yüzü kızarmıyorsa yapabileceğiniz hiçbir şey kalmıyor. Her neyse... Her şeyin satılıp alınabildiği bir zamanda yaşamak gibi bir tesadüf, elimizde olmayan sebeplerle bizim başımıza gelmiş bulunuyor. Bir yandan günün normal akışına uyum sağlıyoruz. Mesela Ramazan ayı gelmişse paşa paşa orucumuzu tutuyoruz. Bayram olunca seviniyoruz. İçten ya da değil yapmamız gereken ziyaretleri gerçekleştiriyoruz. Kabul etmek gerekir ki her yere kendimizle birlikte riyamızı da götürüyoruz. Bunu ifade edebilmek cesaret işi. Pek çok nefs hemen itiraz edecektir. Ama kendimize ve hayatımıza çıplak gözle bakınca karşılaşacağımız sonucun değişmesi mümkün değil. Gönül istiyor ki duygular satılık ya da sahte olmasın. Birisinin gözlerinin içine baktığınızda gerçek aşkın pırıltılarını görün. İçiniz ısınsın. Kalbinizin sadece vücudunuza kan pompalamak için çarpmadığını, sevmek için orada çırpındığını hissedin. Gönül böyle istiyor. Ama her istediğimiz olamıyor. Olduğu kadarı ise bize yetmiyor. Yine de şükrediyorum. Geride bırakmak üzere olduğumuz Ramazan bayramının beraberinde getirdiği iyi niyetin bulaşıcı ve uzun ömürlü olmasını, hepimizin mutluluğu için yürekten istiyorum. Ve bayramı riyasız seviyorum.

Sözün özü İnsan her nefes alışında ne kadar şanslı olduğunu bilmelidir.

LEVHA Haklı olmanın acı veren üstünlüğünü haksız çıkmanın mutluluğuna değişirim.