Kaydet
a- | +A

"Dün, sessiz sedasız bir yıldönümünü kutladım kendi kendime. Yirmi beş yıl önce olduğu gibi kahvemi şekerli içtim. Hatta şaşırdı bizim kahveci Kemal, ''Sen hep orta içersin abi, n''oldu böyle?'' dedi. ''Tam yirmi beş yıl oldu buraya geleli'' dedim. ''Yok daha neler?'' dedi Kemal, ''olsa olsa yarım saat oldu, yoksa ben görürdüm.'' Sonra elimde fincan öyle dalıp gitmişim yirmi beş yıl öncesine, Her Gün gazetesindeki 24 Şubat 1948''e. O gün bir başka gündü benim için. O gün 24 Şubat 1948''di. O gün Her Gün gazetesinde ilk karikatürüm yayınlanmıştı. Dünyalar benimdi o gün. Şimdi de öyle. Gene dünyalar benim. Tam yirmi beş yıldır Babıali''deyim. Eksiksiz noksansız, hiç ara vermeden." Yukarıdaki satırlar bir ustaya, rahmetli Altan Erbulak''a ait. Geçenlerde kitapçıları gezerken bir rafa takıldı gözüm. "Sensin İnsan" isimli bir kitap duruyordu bir köşede. Altan abi''nin zamanında çalıştığı gazetede çıkan köşe yazılarını derleyip yeniden yayınlamışlar. Çok duygulandım.

Gözümün önüne Altan abi''nin hep gülen yüzü geldi. Tiyatro sahnesine karşı beslediği aşkı hatırladım. Rolünü oynarken nasıl kendisini paraladığını, şakaklarından akan ter damlacıklarını yeniden görür gibi oldum. Sahnede hem çok şakacı hem de çok haylaz bir hali olurdu onun.

Repliğini unutanların imdadına yetişirdi. Yaşına rağmen oyuna daha hakimdi her zaman. Sağlamdı sizin anlayacağınız. Ama her şey normal gidiyorsa canı sıkılırdı bir süre sonra ve başlardı küçük şakalar yapmaya. Seyirciler anlamazlardı sahnede neler olup bittiğini ama diğer oyuncular çok eğlenirlerdi bu şekilde.

Kuliste de bir başka alemdi. İnanılmaz espriler yapar, yerinde duramazdı. Palyaçoluğu çok severdi. Bir gün palyaço görüntüsünün beni hüzünlendirdiğini söylemiştim de çok şaşırmıştı. Tiyatroda çok iddialı değildi aslında. Buna rağmen çok başarılıydı. Kalemi ise tartışmasız üstündü. Çizgileri ve esprileri okurları hep etkilerdi. Köşe yazıları ise biraz önce okuduğunuz gibi akıcı ve duygulu bir üsluptaydı. Yıllar nasıl geçti. 1973 yılında yirmi beşinci yılını kutlayan bir gazeteciydi o. Bundan tam yirmi yedi yıl önce o yirmi beş yıllık Babıali''liydi. Yaşasaydı bu yıl elli ikinci yılı olmuş olacaktı.

Bu gün onun ölüm yıldönümü falan değil. Herhangi bir anma toplantısı da yok. Olaya bu açıdan baktığınızda bu yazının bu gün yayınlanması için hiçbir sebep yok. Bir tanesi dışında! Her gün medyadan takip ettiğiniz Egebank konusunun geldiği son noktayı düşünün. İşin içine artık gazetecilerin isimleri karışmaya başladı. Bu yüzden çok sevilen ve okunan bir köşe yazarı kırıldığını açıklayarak bir süre kalemini bırakacağını bildirdi. Bunlar üzücü olaylar. İşin yargı kısmı benim işim değil. Kim haklı, kim iftiraya uğruyor, kim karalama kampanyası yürütüyor vs. gibi soruların cevapları mahkeme tarafından bulunacak. Beni, daha doğrusu hepimizi ilgilendiren yanı, basının güvenilirliği meselesi. İddialara inanmak istemiyorum. Bir köşe yazarının böyle konulara karıştığını duymak istemiyorum. Ben rahmetli Altan abi gibi kendi yağıyla kavrulan ama kaleminden ödün vermeyen gazetecileri örnek almak peşindeyim. Onların var olmuş olduğunu bilmek bile içimi rahatlatıyor.

Sözün Özü Her insan bir dünyadır.

Levha Kelimelerden duvar yapılmaz.