Gazetelerin dert köşeleri ilgimi çeker bazen. Hiç şüphe yok ki bu dalın bir numaralı yıldızı, köşesinde yıllardır emek vermekte olan Güzin Abla''dır. Kendimi bildim bileli Güzin Abla, hayatla başa çıkmakta zorlanan okurlarına yardımcı olmaya çalışır. Bu tip köşelere yazarak problemlerini dile getirenlerin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Daha dertli olduklarından mı, yoksa dertlerini açıklamakta daha cesur davranabildiklerinden mi bilinmez. Beni sorunlar kadar önerilen çarelerde ilgilendiriyor. Her problem, onu yaşamakta olan insanların karakteristik özelliklerine göre renk değiştirdiğinden bir takım formüller üretmek imkansız. Herkes sonuçta kendi çözümünü geliştirmek zorunda. Bu tip köşelere yazarak derdini açan kadınları sınıflandırırsak, bu kez birincilik genç kızlara geçiyor. On iki yaş ile yirmi yaş arasındaki kızlarımız, hayatla cebelleşmeye yeni başlamanın tedirginliği altında eziliyorlar. "Genç kız." On iki yaşıma bastığım gün ne kadar heyecanlandığımı hâlâ hatırlıyorum. Kendimce sınıf atlamıştım ve çocukluktan kurtulmuştum. Artık kendimi daha önemli ve daha dikkate değer buluyordum. Hayatımın en sıkıntılı dönemine adım atmış olduğumu bilmiyordum. Gerçekten de şimdi sorsalar hangi yaşıma dönmek istediğimi, olduğum yerden asla kıpırdamam. Bana göre çocukluğun dokunulmazlığından sıyrılıp, yetişkinliğin özgürlüğüne kavuşamayanların takılıp kaldığı dönem delikanlılık. Ve hiç de özenilecek bir tarafı yok. O yaşlarda, özellikle dişilerde, çok derin ve renkli bir iş dünya gelişiyor. Sürekli geleceğe dair pembe hayaller kuruluyor ve yüzlerce beklenti alt alta sıralanıyor. Hatırlayabildiğim kadarıyla insan, en çok kiminle evleneceğini merak ediyor. Giyeceği gelinlikten, müstakbel eşinin yakışıklılığına kadar her türlü detay hayal ediliyor. Bol bol anne baba eleştirilip "ben çocuğuma böyle davranmayacağım" sözleri veriliyor. Zamanın nasıl geçtiğini kimse pek anlamadığından, bütün bunların günü geldiğinde hayallerin nasıl gerçeklerle yer değiştirdiği de fark ediliyor. Gerçek dünya hakkında acımasız olmayalım. Elbette hayaller gibi tozpembe değil. Sadece mutlulukların yaşandığı bir sahne hiç değil. Ama gerçekliğin eşsiz bir albenisi var. Hayatın sizler için ne sakladığını asla bilemezsiniz. Bazen tatsız ve zor tecrübeler edinseniz bile hiçbir şey hayal kırıklığı kadar yaralıyıcı değildir. Evet, hayal kurmanın önlenemez riski hayal kırıklığına uğramaktır. Kendi beyninizde kurduğunuz kusursuz imgeler gerçeğin uzlaşmaz tutumuyla karşılaştığında tuzla buz olabilir. Ve ben bunun tadını bildiğim için asla hayal kuracak kadar cesur davranamıyorum artık. Genç kız olmanın en büyük sıkıntılarından birisi de kandırılma olasılığıdır. Zaten Güzin Abla ve benzerlerinde sık sık gözüme çarpan sorunlardandır bu. Hayatıyla ilgili sayısız beklentisi olan bir genci, çeşitli hikayelerle kandırmak, bir takım ruh hastalarının özel zevkidir adeta. Bunun sonucunda yaşanacak dram ise sadece genci ve ailesini sarsar. Çünkü söz konusu ruh hastası, bir başkasını mahvetmek için yola çıkmıştır bile. Bu yüzden, klişe ve sıkıcı bulacağınız şu satırları yazmak zorundayım. Her genç insanın, özellikle genç kızların hayaller dünyasından sıyrılıp tam tersine uyanık olmaları gerekir. Yoksa sarsarak başkaları uyandırır ki, bu da hiç istenecek bir sonuç değildir.
Sözün özü Hiçbir şey şartsız olamaz; öyleyse hiçbirşey bedelsiz de olamaz.
LEVHA Hayat bir serüvendir, hazır bir reçete değil.

