Bilgisayarımı açıp sizlerden gelen mesajlara bakmayı çok seviyorum. Birçoğunuz uzun cevap yazmadığım için bana kızsanız da sonuçta yanıt vermem gereken mesaj sayısının çok olduğunu tahmin edip yumuşuyorsunuz. Geçenlerde bir hanım okurum üç ayların girmesiyle birlikte başlayan süreci iyi değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatıyordu. Beraberinde dualar ediyor ve yazılarımı beğendiğinden söz ediyordu. Bu cümleler ve dualar beni ziyadesiyle mutlu etti. Bir başka okurum, uzun müddettir internette tanıdığı bir bayanla arkadaş olduğunu ve kurulan derin dostluk çerçevesinde ona bir çok konuda yardımcı olmaya çalıştığını açmıştı bana. Bu konuda defalarca mesaj aldım kendisinden. Sonra bir gün internetin yan etkilerinin olduğu konusunda bir yazı yazınca okurum bunu üstüne alındı ve bana küstü. Halbuki onunla hiç ilgisi yoktu. Hâlâ aynı fikri savunuyorum. İnternet elbette asrın buluşu ve hayatımızı kolaylaştırıyor. Ama her konuda olduğu gibi bunda da suiistimaller yapılıyor. İnternette yer alan seks sitelerinin ve benzerlerinin zararlı olduğunu düşünüyorum. Bütün bunların temiz bir arkadaşlık kurmuş olan okurumla alakası yok. Ve gelelim düne. Bilgisayarımı açtığımda zehir zemberek bir mesaj buldum. İçerdiği cümleler hem çok ağır hem de çok kırıcıydı. Okurumun nasıl bir insan olduğunu bilmiyorum ama terbiye fakiri olduğunu tahmin etmem güç değil. Bir kaç gün önce güreşçi Harun Doğan ile yazdığım yazıya kızmış. Benim milli güreşçiyi eleştiremeyeceğimi bunu yaparsam haddimi aşmış olacağımı sert bir üslupla bildiriyordu. Ayrıca kendi aklınca fikirler yürütüyordu. Benim namazını kılan, orucunu tutan bir Müslüman güreşçiyi hazmedemediğimi düşünüyormuş. Namuslu bir kadın olmadığımı biliyormuş ve bu sebeple önce kendime çeki düzen vermem gerektiğini salık veriyormuş. Elbette onun kurduğu cümleler böyle düzgün değildi. Gelelim cevaplarıma. Bir kere ismini ve telefonunu vermeden sahte bir nickle bir yazara böyle bir eleştiride bulunmak korkakça. Direkt olarak benim özel hayatıma müdahale ettiği halde kendisini saklayabiliyor. İkincisi, Harun Doğan bir milli güreşçi olduğuna göre bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını temsil ediyordu. Ya da etmekle yükümlüydü diyelim. Dolayısı ile yaptıklarını yapmaya hakkı yoktu. Yine söylüyorum ay yıldızlı armayı taşımak ona zor geliyorsa bunu daha açık yüreklilikle söyleyip fikrinin arkasında durmayı başarabilmeliydi. Televizyona çıkıp yok arma battıydı, yok farkında değildim falan gibi üç yaşında çocukların bile güleceği iddiaları bütün Türkiye''ye anlatmaya çalışmasından daha onurlu olurdu hiç değilse.
Ayrıca Harun Doğan, daha önceki başarıları ne olursa olsun 2000 Olimpiyatlarında minderden kaçmış bir sporcudur. İddiasının kalmadığını öne sürüyordu, bu yüzden mindere çıkmamıştı sözde. Bu açıklamayı kendi ağzıyla Kanal D ana haber bülteninde yapmıştı. Şimdi fikrini değiştirdi, maça yetişemediği için çıkmadığını söylüyor. Bunlar komik söylemler.Bakan yalakalığı yaptığımı da savunan okuruma üzülüyorum. Bir Spor Bakanı kalkıp Avustralya''ya kadar gidiyor, orada sporculara destek olup elinden geleni yapıyor. Biz de bütün bunları takdir ediyoruz diye yalakalıkla suçlanıyoruz. Yazıklar olsun! Kimin ne kadar namuslu ya da kimin ne kadar Müslüman olduğunu ancak Allah bilir. Hiçbir kul bunu bilmekle nasiplendirilmemiştir. Dolayısı ile okurumun üslubunu kullanarak suçlamalarda bulunmak kul hakkına girer ki bu çok ağır bir yüktür.
Bu ülkeyi, idare biçimini, kurallarını beğenmeyenler için bütün sınır kapılarının açık olduğunu hatırlatıyorum. Bana bir daha böyle aşağılayıcı mesajlar geldiğinde bu köşeden isim vererek cevaplandıracağım. Ayrıca ben bir asker torunuyum. Gerçek bir vatanseverim. Bunları beğenmeyen varsa köşemi okumamasını tavsiye ediyorum. Aksi takdirde Türk Silahlı Kuvvetlerine ya da devlete hakaret içeren mesaj ve faksları yetkili kurumlara bildireceğimden emin olabilirsiniz.
Sözün Özü Kelimelerin gücünü bilmeden insanları tanımak mümkün değildir.
Levha Söz başarının gölgesidir.

