Kaydet
a- | +A

Masaya vuran parmakların temposu giderek artıyordu. Kaç zamandır kısaltmayı düşündüğü tırnaklarını yine ihmal ettiğini fark etti. İçinden bir ses sürekli yapacağı işlerle mani oluyordu zaten. Ya da bu sesi kendisi mi besliyordu? Tıngırdattığı melodiyi kesti. Sırtı ağrıyordu. Kalbi ağrıyordu. Kendisi ağrıyordu. "Kaç kere" diye düşündü "kaç kere baştan başladım". Geçen seneleri pek de iyi hatırlayamıyordu. Bir çok insanın aksine zayıf bir hafızası olduğunu baştan kabul ederdi zaten. Ne kadar izi kalırsa kalsın acıyı silerdi bir müddet sonra. Belki yeni acılara yer açabilmek için belki de tembelliğinden. Dünya edebiyatına defalarca konu olmuş romantik tipler hep ilgisini çekerdi. Hani derin bir aşka düşüp bir ömür boyu unutamayan kahramanlar... Acaba böylesine bir duyarlılık gerçek hayatta mümkün olabilir miydi? Kamelyalı Kadın, Romeo ve Juliet vs. dünya koşullarına ne kadar uyum sağlayabilirdi? Elinin altındaki gazeteye takıldı gözü. Yine aynı anda binlerce insan doğuyor ve ölüyordu işte. Kimse kendisini bırakıp başkaları ile ilgilenmiyordu. Bilim adamları neden AIDS hastalığının % 70''inin Afrika''yı kasıp kavurduğunu çözememişti. Bilim adamları zaten daha nezleyi bile çözememişti ki. Milyonlarca kanserli hasta çaresizlik içinde bir oraya bir buraya koşturuyordu. Çok ilerlediği için sevinip durduğumuz tıp dünyası ise izliyordu işte. Kanseri hâlâ tanıyamadıklarını düşündü. Bütün bu hastalıkların adı konmadan önce doktorlar hastalarına hava değişikliği tavsiye ederlermiş. Dikkatle muayene ettikleri hastanın gözünün içine bakıp "size hava değişikliği öneriyorum" dediklerinde bir çeşit tedavi başlatmış oluyorlardı belki de. Hiç değilse kemoterapi vs. ile hastayı daha da hastalanmaktan korumuş oluyorlardı. İnsanoğlunun zayıflığı ortadaydı. Demek ki kendisi için üzülmesinin akıllıca bir yanı yoktu. Öyleyse neden o kalp durmadan sızlıyordu? Neden bir tek ona yalan söyleyenleri affedemiyordu? Doğa ile başa çıkmak mümkün olmadığına göre zafiyetlerle de başa çıkmak imkansızdı. Habil ile Kabil''i düşündü sonra.

Dünya üzerindeki iki kardeşin cinayete karışan isimlerini. O günden bu güne değişen pek bir şey yoktu. Yine cinayetler işleniyordu. Ölüm sabırla bekliyordu bir köşede ve her kim olursa olsun ondan kaçamıyordu. Belki ölüm, herkesten daha dürüsttü. Geleceği baştan belliydi. Hiçbir vaatte bulunmuyordu. Yine de hayat kadar çekici olamazdı elbette. Yaşamanın getirdiği sürprizlerin eğlenceli bir yanı yok muydu? Masanın üzerinde duran uzamış tırnaklı eline baktı bir süre. Havanda su dövdüğünü o da biliyordu. Ama olsun, kime ne? Hiç değilse havanda su dövebilme lüksüne sahipti ya... Yavaşça bir melodi tutturdu. Parmakları bu kez daha neşeliydi. Kafasının içinde ki melodi parmaklarından masanın ahşabına akıyordu. Giderek hızlandı. Yorulmayacaktı. Bütün dünya, bütün insanlık yorulsa bile o yorulmayacaktı. Hızlanmaya devam etti. Arada soluklansa bile içinde ki gerçekten haberdardı ve kazanacaktı. Önce gözlerinin içi gülümsedi sonra yüzü aydınlandı. Bu yalan dünyadaki iki gerçeği keşfetmişti. Sevgi ve ölüm... Ölüm sırasını beklemek zorundaydı ama sevgi bekletilmeye gelmezdi. Sevecekti.

Sözün Özü Tehlike detayda gizlidir.

L E V H A Eğitimin kökleri acı, meyveleri tatlıdır.