Kaydet
a- | +A

Okula yetişme telaşıyla başlayan sabahlarda bir tuhaf huzur var. Hayata hazırlanmaya çalışan genç beyinler hızla öğrenirken diğerleri de bildiklerini unutmama gayretinde. Bilmek, büyük bir güç. Bilgi paha biçilmez hazine... Ama bir diğer önemli konu ise neyi ne kadar ve nasıl bildiğiniz. Öğrendiklerinizi sindirebilmeniz, hayata geçirebilmeniz. Ezbere dayalı zorlama dersleri hafızaya kaydetmek ve ilk fırsatta unutmak değil eğitim. Her zaman ülkemizdeki en önemli problemin eğitim eksikliği olduğunu yazıp çiziyoruz. Bu sonuna kadar doğru. Eğitilmek her çocuğun en doğal hakkı. Ne yazık ki günümüzde iyi eğitim de birebir paraya endeksli. Eğer maddi durumunuz müsaitse çocuğunuza daha parlak bir gelecek sağlayabiliyorsunuz. Bugün devlet okullarında, özellikle sekiz yıllık temel eğitimde inanılmaz bir yığılma var. Bina yok, yeterli sayıda öğretmen yok ama sürekli artan bir öğrenci kalabalığı mevcut. Yardımcımla konuşurken öğrendim. Kızının sınıfında tam altmış beş tane çocuk varmış. Bir dersin topu topu kırk beş dakikadan ibaret olduğunu düşünürsek, öğretmenin hangi çocukla ne kadar ilgilenebileceğini daha rahat anlarız. Zaten bir insanın maksimum konsantrasyon süresi on beş dakika. On beş dakikanın sonunda ilgi dağılıyor. Demek ki karşı karşıya bulunduğumuz sorun çok karmaşık. Yetkili kurumları suçlamak da gelmiyor içimden. Eldeki imkanlar belli. Yine de ilköğretim mecburiyeti sekiz yıla çıkartıldığında halktan toplanmaya başlanan zorunlu tasarruf ve ek vergilerin neden okullaştırılamadığını merak ediyorum. Diğer yandan öğretmenlik, hakimlik gibi mesleklerin özendirici hale getirilmesinin gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu meslek grupları üst derecede gelir elde ederse o zaman bir çok kişi meslek olarak seçecektir. Tamamen doğru orantılı bir hesap. Bunların yerine mankenlik, futbolculuk ve benzeri meslekler yükselen değerler arasında bulundukça kültür çıtamızı yükseltmemiz mümkün değil. İnsanlar, sözgelimi, doktor olurlarsa hayatlarının kurtulacağını bilmeliler ki o kadar yıllık zor eğitimin peşine düşsünler. Yoksa kimse durup dururken dirsek çürütmek istemeyecektir. Aynaya baktığında gördüğünden memnun kalan her genç kız ya da erkek manken olmayı hedefler şu şartlarda. Çünkü ekranlarda ve gazetelerde onların ne kadar çok para kazandıkları, ne denli ünlü oldukları her gün haber oluyor. Gençleri suçlamak imkansız. Birilerinin ortaya çıkıp anlatılan büyük paraların aslında mankenlikten kazanılmadığını, şöhretin geçici bir yalan olduğunu, karın doyurmadığını söylemesi lazım. Ancak bu şekilde okumak, akademik kariyer yapmak yeniden özenilen gelecekler haline gelir. Tabii bu satırları yazarken hedefim sadece mankenler değil. Onun da bir meslek olduğunu biliyorum. Ama ancak çok kısa bir süre icra edilebilecek bir meslek. Bir insan en iyi şartlarda ve en iyi niyetlerle bile bir ömür boyu mankenlik yaparak geçinemez. Bu gerçek, muhataplarını gelecek korkusuna sürükleyen, depresyona sokan acı bir gerçek. Gelecek korkusu kadar zor bir duygu olamaz. Bir yandan kimin, ne zaman, ne olacağını bilemiyorsunuz. Diğer yandan herkesin kaderine razı olmaktan başka çaresinin bulunmadığının farkındasınız. Ama sebeplere yapışmak anlamında tedirgin oluyorsunuz. İşte bütün bunların bilincinde, iyi düşünüp doğru karar vermek gerekiyor. Yoksa son pişmanlık fayda etmiyor.

SÖZÜN ÖZÜ Korku umutsuz, umut da korkusuz olmaz.

LEVHA En büyük gerçekler, en basit gerçeklerdir