Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, insanlar birbirlerine sık sık "kimseye güvenme" diye akıl veriyorlar. Kimseye güvenmemek, devamlı tetikte olmak ve acımamak bir çeşit uyanıklık olarak günlük hayatımızdaki yerini almış durumda. İşin kötüsü, siz direnseniz de bu öğretiye, yaşamak zorunda kaldığımız tecrübeler diğer tarafın haklılığını yüzünüze vuruyor. Bu denli dürüstlükten uzaklaşmak acaba insan ırkına ne kazandırdı? Bence hiçbir şey. Günden güne zorlaşan hayat şartları, birbirinin açığını yakalamak için çırpınan iş arkadaşları, kıskançlıktan nereye saldıracağını şaşırmış bir grup, derken bir de bakıyoruz ki dünyada kendimizi yalnız hissetmemiz için gereken tüm şartlar hazırlanmış hatta hayata geçirilmiş. Geçenlerde başrolünü Sandra Bullock''ın oynadığı bir film izledim. Film, bir televizyon programının canlı yayın ortamında başlıyor. Bizim Ayşe Özgün''e benzeyen bir sunucu, karşısındaki konuğa hayatıyla ilgili gerçekleri söylemesi için baskı yapıyor. Konuk zaten dünden razı. Sarışın ve güzel bir kadın olan konuk, milletin gözünün içine baka baka en yakın kız arkadaşının kocasıyla gizli bir ilişki içinde olduğunu itiraf ediyor. Daha sonra söz konusu "yakın kız arkadaş" çağırılıyor ve canlı yayında, bütün Amerika''nın gözlerinin önünde aynı şey bu kez kadıncağıza söyleniyor. Gülmekle ağlamak arasında kalan zavallı kadın rolünü başarıyla oynayan Sandra Bullock, filmin geri kalanında kendisine yeni bir hayat kurmakla uğraşıyor. Burada benim dikkatimi çeken taraf bu tip kandırmacaların gerçek hayatta da ne kadar sık yaşandığı. Çevrenize dikkatle bakın. Birçok insanın, başkalarından köşe bucak sakladığı, saklamak zorunda olduğu sırları var. Bu belki doğal karşılanabilir. Ama ben yine de hoş olmayan şeylerin saklanması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta insan, gurur duyacağı bir başarısını kimseden saklamaz tam tersine cümle alem bilsin ister. Demek ki birbirimize güvenmiyoruz. Demek ki saklamamız gereken sırlarımız var. İşte bugünkü ortamın temelinde de bu var. Giderek daha az samimi olan, giderek daha az konuşan insanlar haline geliyoruz. Zamanında çok eleştirdiğimiz ama sonunda küçük bir kopyası haline geldiğimiz Amerika örneğinde olduğu gibi kendimize, içinde yapayalnız kaldığımız müstakil hayatlar kuruyoruz. Sonra bunun farkına varıp depresyona giriyor, kurtulmak için çırpınıp duruyoruz. Olmazsa bir ev hayvanı ediniyoruz ki yalnızlığımızı paylaşsın. Kendimize neden böyle ceza veriyoruz anlamak mümkün değil. Neden şartlarımızı kendi ellerimizle zorlaştırıyoruz? Çağdaş yaşam masalının farklı paragrafları bunlar aslında. Yalnızlaşma, mutsuzlaşma, çaresiz hissetme vs. derken ortaya çok sağlıklı olmayan bir toplum profili çıkıyor. Tabii bu yalnız Türkiye''nin problemi değil. Bu, giderek yaygınlaşan ve bütün dünyanın sıkıntısını çektiği bir çıkmaz. Umalım ki kapımızda bekleyen mübarek Ramazan ayı bu sorunlarımıza çare olsun. Sahura kalkmamızla resmen başlayacak olan Ramazan''ın hepimize, bütün dünyaya huzur getirmesini diliyorum. Genelde pek de layık olamadığımız dünyamıza özlemini çektiğimiz bu duyguyu ancak islamiyet geri getirebilir. Zaten dinimizin kurallarına tam olarak uyabilsek sözünü ettiğimiz bu sıkıntılarla hiç karşılaşmayız. Gün doğmadan ailece sofranın başında toplanmak, oruçla geçecek bir güne hep birlikte hazırlanmak, sonrasında akşam iftar vaktine kadar kalbimizde Allah korsuyusla nefes alıp vermek inşallah hepimize iyi gelecek. Bu vesileyle bütün okurlarımıza hayırlı ve mübarek bir Ramazan diliyorum.
Sözün özü Sevginin ilk görevi dinlemektir.
LEVHA En kısa yol bilinen yoldur.

