Kaydet
a- | +A

Bir kahvenin kırk yıl hatırı olurmuş. Az değil, tam kırk yıl. Kahve deyince elbette bizim babadan kalma Türk kahvesi kastediliyor. Kaynar suya şöyle bir karıştırılan Nescafe değil. Aslında Nescafe severim. Ama son zamanlarda işi iyice abartıp kağıt bardaklara konan, plastik sopayla karıştırılan şeklini değil. Bence her şeyin bir adabı vardır. O kaba saba muglara bile zor alışmışken bir de kağıt bardaklarla hiç geçinemem. Kahve içmek bir keyiftir. Günün belli bir bölümünü ona ayırdığım bir düşünme sürecidir. Porselen, zarif desenli bir fincanda, tam kıvamında hazırlanmış bir kahve ruha bile iyi gelir. Artık zevkinize göre. İster Türk kahvesi ister Nescafe. Benim tercihim, bakır cezvede ve ağır ateşte özenle pişirilmiş sade Türk kahvesidir. Köpüğü bol olacak elbette. Kahvesinden tasarruf edilip az konulmayacak. İçimi hoş olup acı kahvenin tadı hafif genzi yakacak. Ama çok hafif.

Kahve pişirmenin yetmiş küsur yolu varmış. Geçenlerde bir gazetede okumuştum. Pek aklımda kalmadı. Çünkü kendi pişirişimden memnunum. Dediğim gibi işin sırrı bakır cezvede. Son yıllarda mutfaklarımızdan eksik etmediğimiz çelik tencereler iyi hoş da cezveleri hiç işe yaramıyor. Kaynar vaziyetteki kahveyi fincana dökerken ıslak olmayan bölüme değince cozz diye bir ses çıkıyor ve canım köpük her tarafa sıçrayarak yok oluyor. Hiç içtiniz mi bilmem, bir de Arap kahvesi var. Bir zamanlar aslen Arap olan bir arkadaşım ikram etmişti. Babası bu konuda çok titizmiş ve kahveyi özel olarak getirtiyormuş. Bizimkinden çok daha küçük fincanlarda, azıcık servis ediyorlar. Zaten daha fazla olsa içmek mümkün olmayacak. Sanıyorum Türk kahvesine göre daha ince çekilmiş, inanılmaz acı ve sert bir kahve bu. İlk yudumu aldığımda gözlerim yuvalarından çıkacak gibi olmuştu. Bir de kendi zevkime göre sade istemiş olduğumdan iyice zor gelmişti yutmak. Fakat gariptir, yuttuktan sonra ağızda hoş bir tat bırakıyor. Hani filtresiz sigara içmek gibi. İngilizlerin çok hassas olduğu beş çayı gibi bizim de kahve zevkimiz var işte. Gerçekten İngiliz halkı o çay konusunda ciddiler. Saat beşi gösterdiğinde işi gücü bırakıp mutlaka çaylarını alıyorlar ellerine. Bir de sütlü çay faslı var oralarda. Hiç içemem sanmıştım ama o iş için kullandıkları çay farklıymış. Çok sert ve siyah bir çayı sütle karıştırınca içilebilir hale geliyor. Yine de hasta çayı gibi oluyor ya neyse. Onlar çayı içi görünmeyen büyük porselen fincanlarda alıyorlar. Biz ise bardağın içi mutlaka görünsün isteriz. "Tavşan kanı" tabirini bilirsiniz. Rengiyle birlikte bardağın boyu da önemli bizler için. Ben küçük cam bardakları tercih ediyorum. Hani, beli ince olanlar. Bir arkadaşım var, o artık işi iyice saplantı haline getirmiş, yüksük boyutunda bardakları kullanıyor. Bir zamanlar Paşabahçe üretmiş o boy bardakları. Şimdi pek üretilmiyor herhalde çünkü hiçbir yerde bulamıyoruz. Bir kahve dedik, bakın ne kadar uzun bir yazı çıktı ortaya. Yine Türk kahvesine dönmek istiyorum. Bizim kahvenin kız isteme törenlerinde oynadığı rolü pek severim. Asırlardan beri değişmemiş olan o gelenek yürek okşayıcıdır. Hangi şehre, hangi yöreye giderseniz gidin karşınıza mutlaka Türk kahvesi ikramı çıkar. İkram sırası da önemlidir tabii. İstenecek kızın gitmeye gönlü varsa nasıl da heyecanlanır. Pek çok evde kız heyecanlı olduğu için çaktırmadan annesi pişirir kahveleri. Ama bir de dökmeden götürmek derdi vardır. Onu da anne yapamayacağına göre iş başa düşer ve içten dualar okunarak, fincanların içine bakmamaya çalışılarak götürülür tepsi. O arada anne de panik halindedir. Nasıl da hanım bir kız yetiştirdiği görülsün ister. Bunlar tatlı telaşlar, güzel heyecanlar. Allah herkese hayırlı bir yuva kurmayı nasip etsin. İşte kahve böylesine önemli kültürümüzde. Geçenlerde genç bir üniversite öğrencisi okurum mail göndermiş. Diyor ki: "Sizin basit dertleriniz ya da önemli gelmeyen alışkanlıklarınız bazen içimi sıkıyor." Çok sevimli buldum bu cümleyi. Zaten sonra kırılmamam için tedbiren "yine de sizi çok seviyorum" diye ilave etmiş. Hayatın zevki ve sıkıntıları ayrıntılarda gizlidir. Mesela kahveyi bilerek içerseniz daha çok keyif alırsınız. Üç günlük dünya süremizde azıcık neşelensek daha iyi olmaz mı? Basit görünen dertlere gelince... İçi beni yakar, dışı sizi.

Sözün Özü Alışkanlık demirden gömlektir.

Levha Dürüstlük övülür ve ölür.