Kaydet
a- | +A

Hakkıyla Sohbet programının bu haftaki konukları çok özel insanlardı. Dünyaca ünlü fakat değeri ne yazık ki ülkemizde yeterince bilinmeyen opera sanatçımız Leyla Gencer ve yazar Zeynep Oral. Onları ekranda görünce yıllar önce alıp okuduğum bir kitap geldi gözümün önüne. Daha genç ve hayata karşı daha heyecan doluydum. Tam o dönemde Tutkunun Romanı isimli eseri rafta görünce dayanamayıp aldığımı çok iyi hatırlıyorum. Zeynep Oral Türkiye''nin bilinen entellektüel kadın yazarlarından birisi. Ben onu Vivet Kanetti''ye benzetirim biraz. Genel havaları, konuşma ve giyinme biçimleri ve özellikle de kullandıkları aksesuarlar birbirini andırır. Yazı konusuna gelince... İkisini de zaman zaman okumayı severim. Kanetti''nin E. Emine takma adıyla yazdığı Bizans Sohbetleri''nden çok etkilenmiştim mesela. Daha sonra Kurabiye Saatinde''yi okuduğumda belki ilk kitabı fazla sevmiş olduğum için biraz nazlanmıştım kendi kendime. Zeynep Oral, hiç şüphesiz eğitimli, yurt dışında bulunmuş, zeki ve yetenekli bir yazar. Yüz yüze görüştüğümde beni biraz geren bir tavrı olmasına rağmen yazılarını okumayı severim. Tutkunun Romanı ise tereddütsüz bir başarıdır onun yazı hayatında. Hemen gidip kütüphanemi araştırdım ve söz konusu kitabı buldum. Eskimiş, biraz sararmış. İlk sayfayı açtığımda hep yaptığım gibi o zaman da tarih atmış olduğumu gördüm. Ağustos 1992... Aradan geçen sekiz sene nereye gitmiş diye hayret ettim önce. Sonra sayfaları karıştırmaya başlayınca o yıllardaki hayatım da gözümün önünde canlandı. Çok şükür şimdiki halimi daha çok seviyorum. Tersi olsaydı bu kayıp sayılırdı. Kitabı okuduğumda Leyla Gencer''in hayatı ve başarıları beni başka bir aleme taşımıştı. Bir insanın bu kadar yetenekli, çalışkan ve dirayetli olması göz kamaştırıcıydı. O yıllarda bir Türk genç kızının kalkıp operanın merkezi İtalya''ya gitmesi ve hocaları hayretlere düşüren sesi ile en zor eserleri seslendirerek seçilmesi, sonrasında ise Scala''ya varan yolculuğunun başlaması sanki masal gibiydi. Paris Operasında diva olarak sahneye çıkmalar, dünya turneleri, büyük liderlerin ve iş adamlarının duyduğu hayranlık, başarılı bir evlilik derken göğsümüzü kabartan dopdolu bir kariyer. Hâlâ güzel. İlerleyen yaşının kaç olduğu rakamsal olarak beni ilgilendirmiyor. Ekranda gördüğüm kadın dinç, güzel, kendinden emin ve çok zeki. Kim olduğunun bilincinde, birtakım kısır döngüleri çoktan aşmış bir diva! Diva o işte! Maria Callas''ın bile kıskanarak dinlediği hatta bazen düşmanlık yaptığı, dünyanın kabul ettiği büyük bir diva hem de. O bir yıldız. Bunun farkında ve bilincinde. Aldığı aristokrat eğitim sayesinde vakur fakat kibirden uzak. Hayran olunacak bir sanatçı, hayran olunacak bir kişilik. Türkiye''de yaşamıyor. Türkiye''de pek tanınmıyor da. Ama bu onun değil bizim ayıbımız. O kadar düşük seviyede gürültülere müzik yakıştırması yapıyoruz ki Leyla Gencer''e sıra gelmiyor. Ama o kızmıyor. Adeta hoş görüyor bu durumu. Ama buraya dönecek kadar değil. Zaten bu kavram karmaşasında yaşayabileceğini benim de gözüm kesmiyor. O daha elit, daha konsantre bir dünyanın insanı. Ancak şimdi olduğu gibi, onun adına düzenlenecek bir yarışmanın onur konuğu olarak arada sırada ülkesine gelir.

Kitabı ilk okuduğumda kendimi müzik marketlere atıp Leyla Gencer''in CD''sini aramıştım. İstanbul''un en büyük mağazalarında bile adını bilen çıkmamıştı karşıma. Sanki çok acayip bir talepte bulunmuşum gibi yüzüme bakmışlardı. Çok acı ama sonunda çareyi yurt dışında aramıştım. Ve Londra''da tanımışlardı sanatçımızı. Böyle bir seçim yaptığım için bana değişik bir saygı da göstermişlerdi. Ne denebilir ki? O gün Hakkı Devrim''e bir kez daha özendim. Keşke onun koltuğunda, ben oturabilseydim ve keşke bu büyük sanatçıyla konuşabilecek bir şans yakalasaydım. Ama sayın Devrim''e teşekkür borçluyuz. Çünkü onun sayesinde böyle bir röportajı izleme olanağı bulduk.

L E V H A Haklıların mahkum edildiği bir ülkede bütün doğruların yeri cezaevidir. SÖZÜN ÖZÜ Kuşlar ayaklarıyla, insanlar dilleriyle yakalanırlar.