Bülbülü altın kafese koymuşlar, o yine "ille de vatanım" demiş. Vatan, hem insanın doğduğu ve kökleriyle kültürüyle bağlı olduğu yer, hem de sevdiğiyle birlikte bulunduğu mekândır. Bir anlamda vatan da bir sevgilidir. Ama insanın eline dokunabildiği, kalbinin birlikte çarptığı, uğrunda her şeyden vazgeçmeyi göze alabileceği gönül arkadaşı gibi değil elbette. Sevgileri sınıflandırmak, kategorize etmek, maddeler şeklinde alt alta yazmak mümkün değil. "Ben onu şu şekilde seviyorum, fedakarlıklarımın sınırını ona göre ayarlarım" gibi bir düşünce biçimi olamayacağına göre, kalbin sevme yoluna barikatlar kurmak anlamsız.
"Mutlu aşk yoktur" demiş şair.
Eğer bu doğruysa ki şimdiye kadar aksini ispatlayacak kanıt elde edemedik, o zaman işimiz zor. "Ben vazgeçtim, ot gibi yaşamaya karar verdim, kimseyi sevmek falan da istemiyorum" deyip yıllar önce çekilmiş Yeşilçam filmlerindeki Ekrem Bora tiplerine girmek niyetinde değilsek, bu soruna bir çözüm bulmamız gerekiyor demektir.
Aşkları zora sokan nedir diye soruyorum kendi kendime. Birinci sebep kavuşamamak olabilir. Bu gibi durumlarda aile baskısı ya da geç kalınmış tercih kullanma telaşı söz konusu olabilir. İnsanlar, başka insanların bir ömür boyu birlikte gülüp birlikte ağlayacağı eşi tespit ederlerken mutlaka kalp çırpıntılarına da kulak vermeliler.
İlk düşündüğümüz engeller, ciddi ve emekle, sabırla halledilebilecek sıkıntılar. Bunların dışında küçük küçük kaprisler ve özensizlikler bardağı taşıracak damla rolünü üstlenebilirler. Bir de "nasıl olsa beni seviyor, artık vazgeçemez" diye akıldan geçirip, o rahatlıkla davranmak sıkıntısı var.
Her ihtimalde, suç, aşkın kendisinde değil, insanlarda demek ki. Ya imkanları el vermiyor, ya korkak davranıyor ve kaçak güreşiyor ya da onu sürprizlerle, saygıyla ve anlayışla süslemiyorlar.
Güzelliği ve sevgiyi aramak ruhun ihtiyacı. Özlemek, düşünmek birlikte bir hayat kurmak için planlar yapmak, yüreğin varlığını gösterme yolu.
Sonsuz ve derin sevgi, herkesin peşinde koştuğu fakat pek azının ele geçirebildiği bir hazine. Bulana ne mutlu. Bulup da kaçıran ise aklından şüphe edilebilirler listesinde... Bazen bana neden hep sevgi ve aşk üzerine yazdığımı soruyorlar. Cevabı basit. Hakkında yazmaya layık bulduğum tek konu bu.
İster İlahi aşk olsun, ister kulun başka bir kulu sevmesi olsun, özünde fark eden bir şey yok. Bir insanı Allah rızası için sevmek, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmek ve hep ona kavuşmak, ona hoş görünebilmek için çalışmak hayatın asıl amacı. Üstelik amaca ulaşırken daha barışçı ve daha yaşanabilir bir dünya elde etmek de mümkün.
Sevebilen insan kavgacı olmaz. Kırıcı olmaz. Dünyayı ve insanları olumlu açıdan gözlemler. Böylece pozitif enerji yaymış olur. Gözleri aşkın gücüyle pırıl pırıl parlar. Tek hedefi sevdiğidir. Para, mevki, yetki, güç sevdasında olanlar ise hem kendilerini hem de etraflarında bulunanları huzursuz ederler. Onların aşkı dünyaya karşıdır. Hiç durmadan birilerini basamak yapıp, can yakıp, dümdüz yollarına devam ederler.
Şu anda içinde bulunduğumuz ülke ve dünya koşulları da işte bu sevgisizliğin doğal bir sonucudur.
Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Sokakta, bir bankın üzerine oturmuş, birbirinin gözlerinde her şeyi görebilen çiftlere polis yaklaşır ve sertçe "burada ne yapıyorsunuz" diye sorar. Fakat aynı polis, kavga eden bir çifte yaklaşıp aynı soruyu sormaz.
Çünkü bu dünyada sevmek, artık kavga etmekten daha ayıp kabul ediliyor. Bu ayıp da bu şekilde düşünenlere yeter.
SÖZÜN ÖZÜ Her güzel şey çabuk biter.
LEVHA Ateş, düştüğü yeri yakar.

