Kaydet
a- | +A

Her ne kadar soğuk havaları seviyorsam da arada sırada güneş sıcak yüzünü gösterdiğinde içim bir başka türlü sevinçle doluyor. Aslında Allah''ın verdiği bütün şartlara daha doğrusu alıp verdiğimiz her nefese karşı şükran duymamız gerekir. Ondan gelen her şey şüphesiz çok güzel ve kusursuz. İnsanlığımıza verilmesi icap eden sıkıntılarımız da olgunlaştıkça geçecektir zaten. Geçen gün dalgın gözlerle televizyona bakarken aklımdan bin türlü düşünce geçiyordu. Ekranda kızımın seçtiği bir eğlence programı vardı. Normalde beni bağlasanız öyle bir şey izlettiremezsiniz ama evlat hatırına her türlü prensip esneyebiliyor işte. Türk halkını eğlendirdiği iddia edilen tarzda hazırlanmış bu yapım benzerlerinden pek de farklı değildi. Görünen herkes yıllardır tanıdığım insanlar. Yapılan iş ise bir tür sabun köpüğü. Elbette hayatta buna da ihtiyaç var. Aralıksız ciddiyet çekilmez. Ama beni rahatsız eden aralıksız eğlence eğilimi bu ülkede. Hiçbir şeyin dozunu yani ortasını bulamıyoruz gibi geliyor. Her neyse... Ekranda bir sunucuya misafir sanatçının gelmediği söyleniyor. Sunucu önce endişeleniyor sanatçı için. Başına tatsız bir olayın gelmiş olmasından korkuyor. Bu korkusunda samimi. Ama yayıncılık adına büyük bir gaf yapıyor ve sanatçının adını söyleyerek yakınlarından onu bulmalarını isteyen bir anons yapıyor. Bu işin okulunda ilk olarak böyle konuşmaların yapılmaması öğretilir. Çünkü söz konusu kişi gerçekten bir kaza geçirdiyse ya da başka bir tatsız haber ihtimali varsa akrabalarını ve sevenlerini telaşlandırmanın kimseye faydası olmaz. Tam tersine işler iyice sarpa sarıp zincirleme negatif reaksiyonlar oluşabilir.

Bir müddet sonra ortada bir kaza durumu olmadığı, sanatçının keyfi olarak gelmediği açıklanıyor. Bu sefer sunucu endişeyi bırakıp öfkeye kapılıyor. Ağzına geleni söylüyor. Sözlerinin arasında hakarete varan cümleler yer alıyor. Bizler oturduğumuz yerde geriliyoruz. Sunucu bir türlü yatışmıyor. Derken seyircilerin arasından adı geçen sanatçı çıkıyor ve bunun sunucuya yapılmış bir şaka olduğu anlaşılıyor. Söylenmiş sözlerin geri alınması mümkün değil. İşin tadı kaçmış bir defa. Sanatçı bozuntuya vermiyor ama sunucu çaresiz. Araya reklamlar giriyor. Belli ki o sırada stüdyoda kıyamet kopuyor. Reklam dönüşünde sunucu da sanatçı da orada ve iş gırgıra vuruluyor. Ama yüzlerden gerginlik akmaya devam ediyor. Bunun bir cins şaka olduğu ortada. Ama bu, bir cerrahın hastasına şaka olsun diye hasta olmayan bir dokusunu almasıyla aynı şey sonuçta. Çünkü yayıncılık doktorluktan daha az ciddi ya da daha az önemli bir meslek değildir. Ya da ben yanlış biliyorum. Bu ihtimal de az değil. Ben evde işsiz oturduğum halde karşı görüştekiler ekrandaysa demek ki onların bildikleri ve yaptıkları doğru diye düşünmek mümkün. Her ne kadar düz mantık kurulmuş olsa da... Bu işe başlarken beni eğiten insanlar ne yazık ki meslek aşkı diye bir illet aşıladılar damarlarıma. Milyonlarca seyirciye hitap etmenin ağır bir sorumluluk olduğunu, bunu yaparken kullanılan Türkçe''den giyilen kıyafete, çağırılan konuktan dekora kadar her detayın bir bütünü oluşturduğunu öğrettiler. TRT''nin en doğru dürüst yayıncılığı yaptığı için örnek alınması gerektiğini söylediler. Kültürü yenilik ve çekicilikle süslemenin formüllerini verdiler. Hepsi boşunaymış. Onlar yanlış biliyorlarmış. Dolayısı ile bana da yanlış öğretmişler. Doğru olan ciddiyetsiz de olsa ilginç bulunmakmış. İşi falan boş verip kazanılan paraya bakmakmış.

Benim için korkarım artık çok geç. Yenilere tavsiyem uyanık olmaları. O gece bunları düşündüm hep. Ama ilk defa üzülmedim. Her şey olacağına varmıyor mu sonunda? İşte bugün yine güneş doğdu ve pırıl pırıl parlıyor. Kim ne yaparsa yapsın benim keyfim yerinde ve neşeliyim. Kimin bildiği doğru olursa olsun. Üç günlük dünyada zaten dünyanın kendisi de dahil her şey yalanken ben ne yapabilirim ki? Nasıl ki kızımın hatırı için o programı izleyebildim devamını da başarabilirim. Siz de deneyin.

Sözün Özü Konuşmadığınız için değil konuştuğunuz için pişman olursunuz.

Levha Uyuyan tilki rüyasında tavuk görür.