Kaydet
a- | +A

Hızla atan ve nefesin kesilmesine sebep olan kalp kendisini hissettirmeye başladığı zaman tehlike sinyalleri geliyor demektir. Yerinden fırlayacakmış gibi çırpınınca ömür boyu birlikte yaşamış olmanıza rağmen kalbinizi hiç görmediğinizi fark edersiniz. Tıpkı bütün diğer iç organlarınız gibi. Yaşamınızı sürdürmenizin sebebidir onlar ama hiç tanışmazsınız.

Dünyaya ait bütün o lüzumsuz işlerle uğraşırken kendinizi eskittiğiniz aklınıza bile gelmez. Halbuki insan vücudu ölümlü ve eskimeye müsait bir yapıdadır. Normal şartlarda yaşlanmayla birlikte güçten düşer. En kolay gerçekleştirdiğiniz hareketler bile gözünüzde büyümeye başlar. En son aşamada ise dişleriniz sizi terk eder. Yeniden bebekleşmeye başlarsınız. Büyüttüğünüz çocuklarınızın bakımı olmadan yapamaz hale gelirsiniz. Bence her şeyin bir sebebe dayandırıldığı bu alemde bu durumun da bir sebebi olmalı. Yaşlanmış insanlara bakarak birtakım sonuçlar çıkartılmalı. Hayatı ya da gençliği sonsuz zannetmek ve buna bağlı sağlık hovardalığına girişmek pek mantıklı görünmüyor. Güneşin parladığı ve insanın kendisini durup dururken neşeli hissettiği bu güzel günlerde hastalığın nereden çıktığını sorabilirsiniz bana. Basit. Geçenlerde bir yakınım zor bir ameliyat geçirdi. Doğal olarak hepimiz hastaneye gittik. Dışarıda hava yine çok güzeldi. Ama bu güzellik bazı insanların acı çekmesine engel olmuyordu. Sabahın çok erken saatlerinde çalışmaya başlayan ameliyat ekibi kimbilir akşama kadar kaç kişiyi sağlığına kavuşturmak için ter dökecekti. Bütün telaşımıza ve üzüntümüze rağmen yapabileceğimiz hiçbir şey olmadığından kendimizi hastanenin kafeteryasına attık. Etrafımız kalabalıktı. Yine yapacak hiçbir şey olmadığından çay, kahve fasılları yaşandı. Ne tuhaf değil mi? İçeride sevdiğiniz bir kişinin kesilip biçildiğini bildiğiniz halde yine de çay içebiliyorsunuz. Ama elden ne gelir, hayat devam ediyor. Dakikalar geçti, ameliyatın beklenen normal süresi çoktan tarih oldu ama hâlâ bir haber gelmedi. Öğlen tatilinde kafeterya yemek yemeye gelen doktorlarla doldu. Hepsi kendi halinde, kendi derdinde insanlar. Ama başınız sıkıştığında onların sizden daha çok bilgiye sahip olması aranızdaki çizgiyi belirginleştiriyor işte. Bizim suratımız artık eni konu asık. Endişe ümitsizliğe dönüşmek üzere. Nihayet ameliyatın bittiği haberi geldiğinde sevinçten önce şaşkınlık yaşıyoruz adeta. Biz içeriye koşar adımlarla girerken ve burnumuz kesif hastane kokusuyla çarpışırken dışarıda hava yine çok güzel. Kimbilir aynı dakikalarda kaç aşık deniz kenarında yürüyor, kaç anne bebeğini besliyor, kaç öğrenci üniversite imtihanlarına hazırlanıyor. Hastanelerin hastalarla dolup taştığı onların akıllarına bile gelmiyor. Onların yerindeyken ben de düşünmüyorum ki. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bu durumdan sürekli haberi olanlar hastanede görevli personel. Zaten onların işi zor. Tıpkı hapishane görevlilerinin bitmek bilmeyen mahkumiyeti gibi sağlık görevlileri de bu üzüntüyü meslek olarak seçmişler bir kere. Biz hastamızın yanına koşarken başka bir aile nemli ve endişeli gözlerle hâlâ ameliyathane kapısında bekliyor. Kapının her açılışında yürekleri ağızlarına geliyor besbelli. Aklıma sevgili anneannemi kaybettiğimiz gün geliyor. Doktorların yüz ifadelerinden durumun ümitsizliğini anlayıp yoğun bakım ünitesinin kapısında nasıl ağlayarak dua ettiğimi hatırlıyorum. Kurtulmasından yana şansımızın olmadığını bildiğim için imanla ve kolay ölmesi için yalvarmıştım Allah''a.

Kalp böyle üzüntülerle yaşlanıyor. Gücünü hiç kaybetmeyeceğini zannetseniz de gün geliyor "yeter" deyiveriyor. O hızlı hızlı atarken sizin de süratle aklınızı başınıza toplamanız gerekiyor. Doktorların tavsiyeleri belli. Üzülme, sinirlenme, az ye, sigara içme. Bu tabloyla başa çıkabilmek mümkün mü bilmem ama sanırım en mühimi "üzülme" tavsiyesi.

Sözün Özü Gülü seven dikenine katlanır.

L E V H A Yuvarlanan taş yosun tutmaz.