Kaydet
a- | +A

Güney Amerika edebiyatına benim kadar meraklı olanlar sıcak hava tasvirlerine alışıktır. Doğma büyüme sıcak yörelerin insanları konumundaki yazarlar sıcağı çok güzel anlatırlar. İnsanı tembelleştiren, hayatın duraksamasına yol açan, değişik davranış biçimlerini ortaya çıkartan yoğun ısılar ve bir vantilatörün dönmekte olan pervanesinden medet umanların kıpırtısız bekleyişi... Güneşin batıda kaybolmasıyla birlikte yeniden canlanan hayat, dönmeye başlayan ticaret ve miskin siestalarından kalkmış olanların göz ovuşturmaları ile geceye hazırlanışları. Geceleri daha kolay. Gökyüzündeki mesaisini o gün için tamamlamış olan güneş dünyanın diğer yarım küresini aydınlatırken soluklanmak mümkün. Evlerdeki bunaltıcı sıcağa dayanamayanların kendilerini sokağa atmalarıyla rengarenk olan gece mutlu. Güney Amerika için anlatılanların doğruluğunu birkaç kez Kıbrıs''ta denemiştim. Ne hikmetse yazın en sıcak aylarına denk getirdiğim ada gezilerimin tümünde burnumdan solumuş ve kaçacak delik aramıştım. Üstelik kuru sıcak diye adlandırdığımız nemsiz havaya maruz kaldığım halde. Halbuki şimdi gözünü sevdiğim İstanbul''da, sıcak artı nem denklemiyle deneniyoruz. Dayanılır gibi değil. Hele de benim gibi ömrü boyunca yazdan ve sıcaktan ve türevlerinden nefret edenlerin işi daha zor. Sürekli akan ter ve hiçbir şey yapmak istemeden geçirilen günler... En ufak harekette üç günlük iş yapmışçasına yorulmalar ve ikide bir de soğuk duşa yönelik salvolar... Büyük zahmetlerle edindiğimiz vantilatörden ayrılmadan yaşıyorum artık. Ben nereye o oraya. Bütün camların açık olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. Bir yandan da yaz tatilini bu tarihlere getirenlere üzülüyorum. Burası böyleyse kışı bizim kadar iyi tanımayan güney illerinde hal nasıldır acaba? Sadece denizin üstü makuldür herhalde. Güzel bir tekne ve nazlı nazlı devinen deniz suyu. İşte bu çekici. Ama mutlaka denizin üstünde ya da içinde olmak şartıyla. Yoksa dünyanın en muhteşem oteli olsa vız gelir. Vantilatörüm ve ben evimizde daha mutluyuz. Bu sıcakların geçeceğine artık inanmıyorum. Önümüzde daha Temmuz''un geri kalanı ve o sarı imajıyla Ağustos''un tümü var. Eylül''ü özlüyorum. Tuşlara değen parmaklarım sanki arada ters ters bakıyor gözümün içine. Aklıma rahmetli Kemal Sunal geliyor. Ne kolay alıştık değil mi "rahmetli" demeye? Hayat böyle işte. Göçüp gidenler ve geride kalanlar. Yine de o korkunç sıcağa rağmen cenazeye koşan kalabalık, bir insanın sevilmesinin en net göstergesi. İnsanlar evlerinin camına çıkamazken Teşvikiye Camii''ni ve Zincirlikuyu mezarlığını doldurdular. Çünkü onu seviyorlardı. Bu ülkede Kemal Sunal''ı sevmeyen bir tek izleyicinin bile bulunduğunu sanmıyorum. İşte hakiki şöhret bu demek.

Yavaş yavaş sevilen şöhretler gidiyor mu ne! Offf, çok sıcak. Elimde kitabım, baş ucumda vantilatörüm, tepede yakan güneş, aklımda binbir düşünce... Çok sıcak!

Sözün Özü Sabırsız kişi iki kez bekler.

L E V H A Sevgi ekilen yerde sevinç büyür.