Kaydet
a- | +A

Yazar, bunca zamandır yazamadıklarını düşündü. Korkularını, yalnızlığını, kıskançlıklarını ve insana ait bütün sıkıntı verici hallerini...

Zaman zaman başkaları zarar veremesin diye parlaklaştırdığı sert kabuğunun altında ne denli sinmiş olduğunu fark eder, kendine kızardı. İnsanoğlunun istediğini elde edebilmek için hiçbir çirkinlikten geri durmayacağını bilecek kadar çok yaralanmıştı.

-"Çok" kelimesi, adeta onu tarif etmek için türetilmişti. O çok seven, çok kızan, çok özleyen, çok pişman olan bir tipti. Her şeyi alabildiğince yoğun yaşardı. Özellikle duyguları...

Ve duygular "çok" olduğunda alınan yara da büyük ve derin oluyordu. Ama buna alışmıştı. Bazen birlikte yaşlanmayı başarabilmiş çiftlere gülümseyen gözlerle bakar, özenirdi. Bir yerlerde bir hata olduğunu biliyordu, sadece hatanın nerede ve ne olduğunu bilmiyordu. Geçip giden günleri "haydi şu işi de bitirelim bari" dürtüsü içinde yaşar, adeta hayatın, doğumdan itibaren ölümü beklemekten başka bir manası olmadığına takılırdı. Bu saplantı, ancak, o da çok nadir, mutlu hissettiğinde kendisinden uzaklaşırdı. Mutlu hissetmesi için sevmesi gerekiyordu. Tabii bir o kadar da sevilmesi...

Kim tarafından ve ne şiddette olduğu fark etmiyordu. O sevilmeyi bir çeşit yaşama gücü olarak algılıyor, karşılığını da severek ödediğini düşünüyordu.

Dünya üzerinde yaşanan milyonlarca kavga ve çekişmeyi anlamakta zorluk çekiyordu kimi zaman. Neyin, niçin paylaşılamadığına aklı ermiyordu. O''na göre paylaşılamayacak tek şey sevdiği insanlardı. O insanların, başkalarını da kendisini sevdikleri kadar çok sevmelerine dayanamazdı.

Böyle bir şeye şahit olursa, kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle müdahale eder ve asla geri adım atmazdı.

Birbirini takip eden günler ve geceler geçidinde yazık ki sevilenler ve sevenler azalıyordu. Her eksilen, ardında kocaman bir boşluk ve hatırlamak istemese de pençesinden kurtulamadığı hatıralar bırakıyordu. O hatıralar, bir çeşit karabasan gibi, gözlerinin önünde canlanıyor ve rahat vermiyordu.

Bazen canını yakanlardan intikam almak için pembe dizi senaryolarını aratmayacak planlar hazırlıyor üstelik bunları uyguluyordu da. Ama en büyük rahatsızlığı, planı başarıyla sonuçlanırsa yaşıyordu. Sevdiği bir insanın, ne kadar hak etmiş olursa olsun, gözünün önünde acı çekmesi, ona da acı veriyordu.

Ayrılığın, aşkın parçası olduğunu biliyor ve kabulleniyordu. Bir türlü yaşanması becerilememiş bir ilişkinin bitmesi, belki de başlangıcından itibaren yapılmış en akıllıca hareketti. Ama "akıl her zaman mutlu eder" diye bir kural olmadığından, mantıklı ve mutsuz olma cezasını kendi kendisine vermiş bir hakim edasıyla, mağrur ve yalnız, yarınları; onun ötesinde ölümü beklemenin, çaresi bulunamamış bir hastalık gibi iliklerinde dolaştığını hissediyordu. Yazar, bunları hiçbir zaman yazamayacağını biliyordu...

SÖZÜN ÖZÜ Bin dinle bir söyle.

LEVHA Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez.