Kaydet
a- | +A

İnsan ilişkileri beni çok zorluyor. Bu hafta konuya hemen ve çok net girdiğimi fark etmişsinizdir. Ama gerçek bu. İnsan ilişkilerinde zorlanıyorum. Yıllar önce bir arkadaşım beni eleştirmişti. Söylediğine göre, bende ya siyah varmış ya da beyaz. "Hayatımda gri eksikmiş." Pek yanlış sayılmaz. Benim için doğru bir tanedir. Bir insanı ya severim ya sevmem. Yakınlarımın beni idare etmelerinden hoşlanmam. Üzücü bile olsa gerçeği duymak isterim. Yeni yeni anlıyorum ki, bu davranış biçimi, pratik değil, yüzyılımızda hayat "gri" üzerine kurulmuş. Çoğu insan görüntüde, aslında olduğundan farklı davranıyor. Sonra bir de bakıyorum, kısa vadede kazançlı çıkıyorlar. Bu yüzden ben de bütün ümitlerimi uzun vadeye çevirdim. Filmlerde genellikle iyi adamlar beyaz, kötü adamlar siyah giyiniyorlar. Şöyle bir baktığınızda kim iyi, kim kötü anlayıverirsiniz. Fakat hayatta işler bu kadar basit değil. Beyaz giyinmiş kötülerle karşılaşmak her zaman mümkün. Eğer bu karşılaşma gerçekleştiyse, yere sağlam basmak gerekiyor. Tıpkı tecrübeli bir politikacı gibi ne düşündüğünüzü belli etmemeniz, ne olursa olsun sakin kalmanız, hatta tatlı tatlı tebessüm etmeniz lazım. Zaman zaman, sizi üzmek için, özellikle sarf edilmiş sözleri duymamak da çok uygun olur. Tıpkı yemek tarifi gibi değil mi? Eskiden, kendi yaptığınız işi methetmeniz ayıptı. Zenginlik gizlenirdi. Fakirlik de öyle. Birbirini kırmaktan çekinirdi herkes. Kalp kırmanın çok günah olduğu akılların bir köşesinde saklanırdı. Son birkaç yıldır, kendini övmeyen kişilere neredeyse prim verilmiyor. Orta halli insanlar iş görüşmelerine giderken son model lüks bir arabayı kiralıyor ya da ödünç alıyor. Maksat, olduğundan daha zengin görünmek. Arabadan edalı edalı iniliyor, etrafı şöyle küçümseyen nazarlarla bakılıyor. Yönetici görüntülü kişilere selam veriliyor, diğerleri es geçiliyor. Kısacası, maalesef kibirli davranılıyor. Görüşme başladığında kesinlikle tevazu gösterilmiyor. Yaşanmamış tecrübeler, kulaktan dolma bilgilerle süslenerek, yaşanmış gibi gösteriliyor. Çoğunlukla bu yöntem işe yarıyor. Bir de bakıyorsunuz bu kişi istediği yere gelmiş, gelivermiş. Gel de şimdi, Nasrettin Hoca''nın "ye kürküm ye!" fıkrasına hak verme! Türk insanının özünde olmayan bu davranış bozuklukları, bence Amerikan filmleri sayesinde hayatımıza yerleşti. Farkında olmadan o filmleri seyrede seyrede etkilendik herhalde. Onlar gibi saygısızlaşmak, onlar gibi rahat yalan söylemek, onlar gibi giyinmek salgın hastalık haline geldi. Bu durumda Amerikan sineması çok kârlı. Hem gönüllerince film yapıyorlar, hem büyük paralar karşılığında satıyorlar, hem de bütün dünyayı Amerikanlaştırıyorlar. Bunun sonu nereye varır bilmem. Önlem almak için biraz geç kalmış gibiyiz. Benim penceremden bakıldığında, kötü adamlar kazanıyor gibi... Benim penceremden bakıldığında, kötü adamlar geriye kalan son birkaç kelebeği yok etmek üzere gibi... Çok şükür, az da olsa, bu tehlikenin farkına varanlarımız var. İnanıyorum ki bunlar, kelebekleri koruması altına alacak, onları yok olmaktan kurtaracak.

SÖZÜN ÖZÜ Düşmanın karınca ise sen onu fil bil.

LEVHA Eden kendine eder.