Kaydet
a- | +A

Bu ülkede yaşayan en akıllı kadın, bana göre Hülya Avşar. Bunu bütün içtenliğimle söylüyorum. Pazar günü Hürriyet Gazetesi''nin ilavesinde yer alan röportajını okuduğumda, Hülya''nın kişiliği hakkında bir kez daha, doğru düşündüğümü anladım. Tabii röportajı gerçekleştiren yıldız gazeteci Ayşe Arman''ı da yabana atmamak lazım. O da genç ve güzel, zeki ve yetenekli. Bu iki kadın, güzel olmanın yetenekli ve çalışkan olmayı engellemediğinin simgesi gibi. Neydi bu röportajda beni böylesine etkileyen peki? Tek kelime ile gerçekçiliği. Herkes Hülya Avşar''ın ya da benzerlerinin birer prenses gibi yaşadığını zannediyor. Sanıyorlar ki, ünlü ve zengin kadınlar ağlamaz, aldatılmaz ve yalnız kalmaz. Burnunuzu silmek için kullandığınız mendile bile para veriyorsunuz yani bedel ödüyorsunuz. Ama bu insanların, içinde bulundukları "kusursuz" tabloya bedel ödemediklerini düşünüyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Külkedisi bile masalın sonuna kadar sürünür, biliyorsunuz. Prensle evlendikten sonra neler yaşadığı ise muammadır. Çünkü kimse zahmet edip, evliliğin masalını yazmamıştır şimdiye kadar. Çünkü evlilik gerçektir. Karşınızdaki yetkiliye "evet" demenizle herşey bitmez. Tam tersine herşey başlar. Külkedisi, Hülya Avşar, prenses Grace, yan mahalleden Ayşe hanım... Kim olursanız olun, hayatın size hazırladığı sürprizlere göğüs germek zorundasınız. Ayşe Arman, benim zaman zaman okuduğum bir yazar. İtiraf ediyorum, ben köşe yazılarını pek okumam. Bu dünyada bazı insanların yazmak, bazılarının ise okumak için bulunduğunu düşünürüm ve kendimi yazmak üzere yaratılmışların kategorisine sokarım. Bu, bir cins ukalalık. Bir de etkilenme meselesi var. Kendi adıma, kimseden etkilenmek istemiyorum. Neyse... Okumasan da Arman''ın özellikle aldatmayı itiraf edip etmemek konusunda koparttığı kıyametten haberim oldu. Olmak zorundaydı çünkü herkes bundan söz ediyordu çevremde. Konu şu; insanlar birbirlerini aldattıklarını itiraf etmeliler mi yoksa hiçbirşey olmamış gibi hayatlarına devam mı etmeliler? Şimdi pek çoğunuzun aklından "bizim alışık olduğumuz bir konu değil bu. Üstelik hoş ta değil" deyip kaşlarınızı çattığınızı biliyorum. Size hak veriyorum. Zaten böyle bir şeye Allah alışmak zorunda bırakmasın. Ama elinizi vicdanınıza koyun ve bir an için yüzdeyüz dürüst davranın kendinize. Aldatma ve aldatılma günlük hayatımızın adeta bir parçası değil mi? Gözünüzün önüne illa ki eylemler getirmeyin. Bir başkasına dikkat etmek, biranlık bir elektrik hissetmek bile aklın başka birisine kayması değil midir? Ve hepimiz biliyoruz ki bu herkesin başına gelebilir. Dünya bunun örnekleriyle dolu. Mesela Cindy Crawford''u kocası aldatmıştı ve sonuçta boşanmışlardı. Hülya Avşar''ı da kocası aldattı ve o bunu biliyor. Üstelik kabul de ediyor. Daha genç ve daha heyecanlı olsaydım onu kınardım. Halbuki şimdi, Hülya''yı son derecede akıllı buluyorum. Ben de evliliklerimde aldatıldım ve her iki seferinde de affetmeyip hemen boşandım. Şimdi olsa yine aynı şeyi yapardım. Çünkü can çıkmadan huy çıkmıyor. Ama Hülya''yı ve onun gibi kabullenebilen kadınları bütün içtenliğimle takdir ediyorum. Çünkü erkeklerin doğasında çok eşlilik var. Hayata dişiler gibi bakmıyorlar. Bizim gibi hissetmiyorlar. Belki de bunun için İslamiyet dört kadına kadar izin veriyor. Sonuç mu? Sonuç şu: Ya kabul edip, görmezden geleceksiniz ve evliliğiniz yürüyecek ya da boşanıp yalnızlığa göğüs gereceksiniz. Bence siz ilkini tercih edin çünkü ikincinin ne demek olduğunu ben çok iyi biliyorum ve kimseye tavsiye edemiyorum.

SÖZÜN ÖZÜ Bir işin ters gitme ihtimali varsa, kesinlikle ters gidecektir.

LEVHA Görüntü aldatır.