Kaydet
a- | +A

"Zeki amca da kim" diye sorabilirsiniz. Bu sizin en doğal hakkınız. Bu gün yine kendi hayatımdan bir şeyler yazma havamdayım. Dolayısı ile bizim aile için çok önemli birisinden söz edeceğim sizlere. O, Zeki amca! Kızımın yeni başlayan okul hayatında bize en çok yardımcı olan kişi. Okulu sevdiren, oyunmuş gibi algılamasını sağlayan servis şoförümüz. Uzun yıllar Almanya''da yaşadıktan sonra yurduna dönen, dönerken de edindiği bütün alışkanlıklarını beraberinde taşıyan, görmeye hasret kaldığımız bir insan modeli.

Sabahları pencerede onu sabırsızlıkla bekliyoruz. Dilara''nın deyişiyle "cama yapışıyoruz". Gerçekten de dışarıdan biri görse, cama yapışan o vakumlu oyuncaklara benzetebilir bizi. Bir iki dakikalık gecikmelerde merak ediyoruz, "acaba bir terslik mi oldu" diye konuşurken bir de bakıyoruz, Zeki amca köşede görünüyor. Beyaz minibüsün içi benim kızımın yaşlarında olan bir sürü küçük çocukla dolu. İçlerinde altı yaşından daha büyük çocuk yok. Hepsi birbirinden şirin ve güzel. Aynı zamanda hepsi birbirinden yaramaz ve hareketli. Tabii içlerinde en çok bizimkinin sesi duyuluyor. Herhalde aile geleneğini sürdürmeye niyetli.

Her sabah ve her akşam bir minibüs dolusu çocuğu zaptetmeye çalıştığınızı düşünün. Gün geliyor bir tanesiyle uğraşmak imkansız gibi görünüyor.

Oysa Zeki amca hiç de şikayetçi değil halinden.

Hepsini tek tek topluyor. Eğer yatağından kalkmak istemeyen varsa gidip uyandırıyor, okula gitmek için ikna ediyor. Çocukları omzuna bindirip arabaya öyle taşıyor. Ve hepsinden önemlisi hepsini çok seviyor. Böyle bir davranış biçimi yapmacık olamaz. Mutlaka bir gün gelir yüzünden belli olur. O hep gülüyor. Çocuklarla birlikte olmaktan memnun. Bütün bunların tuhaf görünmesi çok tuhaf aslında. Ama elimde değil işte. Bizler ne yazık ki asık suratlı, hayatından şikayetçi ve sürekli sinirli insanlar görmeye alışmışız. Ülkemizin acı gerçeklerinden birisi bu.

Kendi öğrencilik yıllarımı hatırlıyorum. Evimiz Cihangir''de, okulum ise Tarabya''da idi. Yani her gün gidilmesi gereken bir sürü kilometre, oldukça uzun bir yol. Servis şoförümüz canından bezmiş bir adamdı. Sürekli oflayıp poflayan, trafikte sinirlendikçe küfür eden bir insandı. Sabahın henüz aydınlanmamış saatlerinde sıcacık yatağımdan kalkıp soğuk sokağa çıkmak zaten çok zor gelirken bir de o adamın söylenmelerini dinlemek zorunda olmak işkence etkisi yapıyordu üzerimde. Bazen neşemiz yerinde ise servisin içinde şamata yapardık. Okul hayatının en güzel anılarından birisidir bu. Tabii bu hareketli saatler muhakkak dönüşte olurdu. Yoksa sabah sabah kimsenin gülecek hali olmuyordu. Bizim şoför, yemeyip içmeyip gider öğretmenlere şikayet ederdi.

Bu sefer ortalık karışır, ertesi sabah bütün okul tören için toplanmışken çok korktuğumuz müdire hanım karşımıza geçer, serviste geçen saatlerimizinde okul saatlerine dahil olduğunu, aynı kuralların minibüslerde de geçerli olduğunu anlatırdı azar tonuyla.

Kaç defa disiplin kuruluna gittim bu yüzden. Kaç kere cezaya çarptırıldım. Diyeceksiniz ki: "sen de efendi gibi otursaydın." Ama olmuyor işte. Oldum olası ispiyoncuları sevmemişimdir. Şoförün o gammazlayan tavrı sinir olmama yol açıyordu ve kendimce bir mücadele veriyordum. Hâlâ da o tip insanlarla uğraşırım. Böyle anılarım varken bizim Zeki amcayı tanımak çok mutlu etti beni. Onun sevecen, çocukla çocuk olan haline bayıldım. Keşke hepimiz onun gibi gülümseyerek yaşayabilsek. Çocukların da bizimde Zeki amcadan öğreneceğimiz çok şey var.

LE V H A Güzellik

şefkatle yaşar.

Sözün özü Güzel kuşları gösteren yalnız güzel tüyleri değildir.