Kaydet
a- | +A

Dün gece yaşadıklarımı uzun süre unutabileceğimi sanmıyorum. Her şey Dilara''yı doktoruna götürmemle başladı. Tam on gündür şiddetli öksürükten şikayetçi. Hastalığı başlar başlamaz biz de tedaviye başlamıştık. Ama okulda koşup terlemesine mani olamadığımız için öksürük de geçmek bilmedi bir türlü. Sonunda dün akşam doktorumuz, Dilara''ya üç gün ev istirahati verdi. Biraz homurdanarak da olsa çaresiz boyun eğdi bizim kız ve evin yolunu tuttuk. Üç gün boyunca evde neler yapabileceğimizi konuşurken aklımıza sabah gelecek olan servis şoförümüz Zeki amca geldi. Birkaç hafta önce sizlere ondan bahsetmiştim hani... Sabahın o saatinde boşu boşuna yorulmasını istemedik. Zaten bütün ufaklıkları toplayacağım diye canı çıkıyor. Telefon edip gelmemesini söylemeye karar verdik. Eşim, numaranın kendi telefonunda kayıtlı olduğunu açıkladı büyük bir havayla. Ve bana bir numara yazdırdı. Aradım, ulaşamadım ve daha sonra tekrar denemek üzere masanın üzerine bıraktım. Derken araya akşam yemeği telaşı falan girdi, saat ilerledi. Daha da geç olmadan Zeki amcaya yetişeyim diye bir telaşla numarayı aradım. Telefon çalmaya başladı. Çaldı, çaldı... Ve bir erkek sesi "alo" diyerek cevapladı. Bu ses, bizim Zeki amcanın sesine pek benzemiyordu, bir yanlışlık olmasın diye hemen sordum, "Zeki beyle mi görüşüyorum acaba?" "Evet" dedi karşımdaki. Demek bir hata yokmuş. Herhalde uygun olmayan bir zamanda aradım ve rahatsız ettim diye telaşlandım. Zaten bu yüzden insanlara telefon etmeyi hiç sevmem. "Ben Dilara''nın annesiyim Zeki bey" dedim. "Bana ne" dedi karşı taraf. Bir anda yumruk yemiş gibi oldum. Ne kadar uygunsuz bir zaman olursa olsun ben bu cevabı hak etmemiştim. Bozuldum ama kibarlığı elden bırakmadım yine. "Zeki bey, sizsiniz değil mi?" diye sordum. "Evet benim, n''olucak?" dedi. Bu işte bir terslik var ama anlamadım gitti. Bizim Zeki bey hiç böyle konuşacak bir insan değil halbuki. Belki eşiyle kavga ediyordu, tam o sırada ben münasebetsizlik yapıp aradım diye kendi kendime senaryo yazmaya koyuldum. "Bakın" dedim, "kızım biraz rahatsız. Üç gün okula gidemeyecek. Ben de sizin boşuna yorulmanızı istemedim." "Bana ne ki hastaysa" demez mi! Yüzüme ateş bastı. Elim ayağım titredi. Neredeyse ağlamaya başlayacağım. "Sizi anlayamıyorum, neden böyle yapıyorsunuz" diyerek telefonu kapattım. Hemen eşimi aradım. Olanları anlatım. Aradığım kişinin Zeki bey olamayacağını, numaranın herhalde yanlış olduğunu söyledim. Karşıma çıkanın yaptıklarını da anlattım. Çok kızmış. Hemen o da aramış. Adam yine benzer cevaplar vermiş ve sonunda iş kavga noktasına dayanmış. Olayların aslını ancak gece yarısı öğrenebildik.

Eşimin, Zeki amcanın telefonu diye verdiği numara meğerse bizim Yeşilköy''den dostumuz, ünlü basketbolcu Zeki Tosun''un telefonuymuş. O da beni tanımış ama akşam akşam "kızımı yarın okula göndermeyeceğim" deyince şaka yapıyorum sanmış. "Ben bu tuzaklara düşmem" iddiasıyla şakayı sürdürmeye karar vermiş. Sonra eşim de arayınca işler iyice sarpa sarmış. Zeki Tosun''u görseniz inanamazsınız. İki metreden uzun ve boyuna yaraşır bir cüssesi var. Ne benim eşimin ne de bir başkasının kafa tutması olacak iş değil. Anlayacağınız ben bizim Zeki amcayı arayacağım diye Yeşilköy''ü ayağa kaldırmışım ve medyaya rezil olmuşum da farkında değilmişim.

Sözün Özü Akıllı adamların tek içkisi sudur.

Levha Tutku, başarısızlığın son sığınağıdır.