Kaydet
a- | +A

Biz öyle gördük; akşam ezanı dar saattir. Herşeyin biraz acelesi, telâşı vardır o anlarda. Tetikte bir zamandır alacalı bulacalı. Gizemlilik içinde yarı örtülü... Bu vakit gün ışığıyla elektrik aydınlığından ayrı özel bir vakittir. Ezan biraz daha çabuk okunur, namaz biraz daha çevikçe ve çabukça kılınır. Büyüklerimiz "Akşam ezanında bu iş olur mu?" derler vaktin alacasını, dar karanlığını hatırlatırlardı. Bir perdedir bu bir örtü...Akşam ezanında birileri rahatsız edilmez, telefon çevrilmez, kimse kimseye seslenmez, kapı çalınmazdı pek acil değilse eğer. Akşam ezanında bir şey dikilmez, süpürge yapılmaz, çamaşır ütülenmezdi. Annem "Akşam geçsin de öyle.." derdi. Bu demektir ki elektrikler yanacak, vakit genişleyecek o alaca bulaca hal ortadan kalkacak ondan sonra... Akşam ezanında çiçekler sulanmaz, duvara ağaca çıkılmaz, iğneye iplik geçirilmez, kazalı belalı yerlerde dolaşılmazdı. Çocuklar sokakta oynamaz, oynatılmazdı. O dakikalar bir kuşun kanat çırpıp süzülüşü gibi tezdir. O dakikalarda herşey yel esmesi gibidir. O dakikalar dünya ahvalinin değişimidir, bir renk atımıdır, bir ürpertili soluklanış, bir atlayış bir sıçrayış...Bir doğum anı...Yuvalara çekiliş, kabuğuna giriş... Hani sanki gözümün önüne geliyor; zaman aklı karalı, yüzü örtülü, pelerinli bir atlıdır da ansızın önümüzden geçiverecek, bir hendeği aşacaktır atıyla. O dakikalar sessizliği sever; herşeyin soluğunu tutmuş bekleyen, pür dikkat bir hali vardır; siz de bilirsiniz. O geçiş anındaki ürpertiyi farketmeyen var mıdır dersiniz? Kurt kuş susmuşken, kartal kanatlarını indirmişken, yaprak düşmeye çekinir, karınca yürümeğe korkarken...

Dobra dobra konuşmaktan çekinmediğim, en iyi dostlarımdan birine birgün demiştim ki; Akşam ezanında telefon edenlere kızıyorum, doğrusu. Bula bula o vakti mi buluyorlar? O dakikaların ürpertisinden, mânâsından haberleri olmasa gerek. O anlarda telefonun zili çaldı mı ''Kim acaba bu münasebetsiz diyorum.'' Dostum geleneklerden, görgülerden haberli bir insandı. Aynı zamanda hoşsohbet, nükte sever biri. Bu konuşmamızın üzerinden fazla bir zaman geçmemişti ki bir akşam işte o değişim dakikalarında, o alaca bulaca mavileşme anında telefon çaldı. Ben yine huzursuzlanmış halimle telefonu açtım. Tuhaftır ki karşımda o dostum vardı. Hemen kendisini tanıttı. O hep gülmeğe hazır ses tonuyla.. "Ben bir münasebetsiz..." dedi.. Tabii gülüştük. Şu var ki dost sesi duymak, hele o anları böyle hoş bir espriyle süslemek bana kızgınlığımı unutturmuştu. Kim bilir belki de o dost, hoşgörü sınırlarımı biraz daha genişletmemi istiyordu...