Evet bazı geceler uyku tutmadı mı en karanlık, en ziftli düşünceler vesvese ve hafakanlar sarılıverir yakama. Bu gece de öyle oldu. Bombay sıcağı gibi bir sıcak alev alev gündüzden pencerelere yapıştı. Otlar bütün kavruldu da kahverengiye sarıya kesti. Gece rüzgar çıkar diye bekledim eser yok. Bütün pervaneler camlara yapışmış; başka zaman ortalıkta dört dönen ateş böcekleri de yok. Oysa bir sürü böcek sesi var etrafta. Demek ki ateş böcekleri daha serin, daha latif geceleri seviyorlar. Belli ki yağmur sıkıntısı bu.
Uyku tutmuyor. Artık neler gelmez ki hatırıma... Acısından tatsızından... Kaybettiğim yakınlarımı düşünürüm. Annemi özlerim, onu gözümün önünde çizgilendirmeğe çalışırım. Yahut pişmanlıklarımı yaşarım yeniden, aldığım yanlış kararları, attığım yanlış adımları.
Gece ilerledikçe saatleri düşünürüm, saatler koştukça bende bir telâş... Eyvah sabah oluyor! Olursa olsun, ne çıkar? Canım efendim bu gece de uyumayalım, derim nasıl olsa sonunda bîtab düşecek, bir de baş ağrısı gelecek hafiften, kalkıp ilaç tutacağım; yeniden böceklere kulak verecek, çevrede ışıklı bir pencere arayacak, bir insan sesine, bir araba geçişine hasret öylece bekleyecek, gerildikçe gerileceğim.
Ben bir şehir kaçkınıyım ama yine de şehri zaman zaman arıyorum. Sinema gürültülerini, bir yerlerden dağılan kalabalıkları. İnsanların şarkılı türkülü seslenmeli dağılışlarını. Hele uyku tutmamışsa, hele etrafımı kuruntular sarmışsa... İşte böyle gecelerde ömrümün hangi noktasında olduğumu ve ölümü düşünürüm. Ve damdaki puhu kuşu ailesinin ıslıklı nefesleri eklenir bu düşüncelerime.
Puhucukların ürkünç kuşlar olmadıklarını biliyorum artık. Geçende uçma talimleri yapan ve yorulup bizim basamaklara inmiş bir yavruyu elime aldığımda anladım. Puhu kuşlarıyla baykuşlarla ölüm arasında niye bağlantı kurmuşlar ki? Anneannem "devlet kuşu" derdi onlara. Yüceltirdi bir bakıma ve ölüm imajıyla ilintisini keserdi. Herhalde hayatında ilk kez bir insan eli değiyordu puhucuğa ve ben de ilk defa gözleri bal sarısı bir puhu kuşunu elime alıyordum. Öyle de hafif ki iri başına rağmen...
Kimbilir daha bilmediğimiz ne dostlar vardır bu uçsuz bucaklıkta; fakat bu gece puhular da çığlık atmıyor ne hikmetse. Henüz dağılmamış gündüz sıcağı gece de hükmünü sürdürüyor. Öteden beriden havlayan köpeklerin sesi...
Sonra bir demir kesme ve taşlama aletinin sesi beliriyor yakınlarda. Arka taraftaki inşaattan geliyor. Demirlerle aletin didişmesinden doğan ses geceyi ışıklandırıyor ve bana geçmişte oturduğum şehir sokaklarının sesini getiriyor. Kırlık yerde vaktin o kadar önemi yoktur. Geç vakit çalışıyor adam, karışanı yok. Demirle taşın didişmesi demiştim ya onlarla aramda bir yakınlık kuruyorum. Benim geceyle ve vesveselerle didişmem de aynı minval üzre. Ses bana dostça ulaşıyor. Karanlıkların bir yerinde küçük bir ışık altında bir insanın yaşayan, soluk alan ve çalışan bir insanın varlığını duyuruyor.
Dünyanın en güzel, en kutlanmış şeylerinden birisidir çalışmak... Hatta bu sesle birlikte telli pencereden küçük bir esinti de yüzüme değiyor. Sanki bir defter yaprağı açılmış gibi. Kalkıp bu yazıyı yazıyorum ben de...

